...haber zonguldak...haber zonguldak...haber zonguldak...haber zonguldak

 

 

  yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma yansıma        ramazanca@msn.com

   

                                                                                                  Ramazan Çakıroğlu

   
   

Adam boğuluyor

23.10.2008

    arşiv
   

Gezi, düşünme ve yürüyüş için her şehrin kaçamak bir kaç yeri mutlaka vardır. Bunu doğa oluşturduğu gibi, insan eliyle sonradan da inşa edilmiş olabilir. En son yaşadığım şehirde, “Liman Arkası” olarak bilinen bölge de bunlardan biridir. Buranın çok azı doğal yapıdan kalma, büyük bir kısmı ise, liman inşaatının armağanı olarak sizi karşılar. Denizle limanı ayıran ve dalgakıran görevi yapan, oda büyüklüğündeki beton kalıplar vardır. Üst üste, yan yana veya çapraz olarak yerleştirildiği için, yürünülen kordonun hemen altında, şekilsiz odalar oluşmuştur. Bu odalar da dalgalar ve lodos izin verdiği sürece kullanıma açıktır. Dalgakıranların arkasındaki geniş beton alan ise yaklaşık bin metre uzunluğunda bir film platosu gibidir.  Bin metre de duvarın arka yüzü vardır ki, toplam iki bin metre eder. Yürü yürüyebildiğin kadar…

 

Liman Arkası’nı, her kesimden insanın değerlendirme amacı farklıdır. Gençler gündüzleri sevdiği kızların elinden tutabilmek, ayaküstü de olsa sarılabilmek için kullanırlar. Ayaküstü hovardalığına düşkün,  kadın ve erkekler için ise, bilinen bir yerdir. Geceleri, homoseksüellerin dışında, duman çekicilerin de yarasalarla birlikte buralara tünediği söylenir…

 

Yazları, bu şekilsiz odaların arasından, mantar cüceleri gibi, el ele insanlar çıkar. Akşamüzerleri, yürüyüşe meraklı orta yaş ve yaşlı insanlar yürür. İkişer bira içip, rüzgârda serinlemenin keyfini çıkaranlar da eksik olmaz. Şarapçıların ise saati yoktur. Onları günün her anında,  “Şeytan Sofrası” adı verilen kayalıkların üstünde görebilirsiniz…

 

Liman Arkası’ndan faydalananlardan, bir de yüzme meraklılarını unutmamak gerekir. Onlar unutulursa, Liman Arkası “Liman Arkası” olmaz zaten. Limanın kendisi, koca şehrin kanalizasyon çukuru görevini taşıdığı için, bu kısımda en temiz, yüzülecek yer ‘Liman Arkası’dır. Bu yüzden, eski sporcular ve beden eğitimi öğretmenleri de buralardan eksik olmazlar…

 

Bu şehirdeki deyime göre, bu kadar çok kesimden insanı ağırlayan Liman Arkası’nda çok az kavga çıkar. Senede birkaç bıçaklama, birkaç boğulma dışında fazla bir şeye rastlanmaz. Kullanma yoğunluğuna göre, bu sayı makul bile sayılabilir. Bir dostum ise bunu şöyle açıklar. “Buralarda her kes bir kaçamak peşinde olduğu için, kimse kimsenin kuyruğuna basmaz!”

 

Sıkıldığımda, benim de yürüdüğüm yerlerden biridir burası. Duvarın ön yüzünde deniz kokusu, arka yüzünde kanalizasyon kokusu olsa da insan kendisini dinleyebiliyor…

 

Yine sıkıldığım bir yaz, akşamüstü yürüyüşü için, bu platoya çıkan geçitten geçtim. Yüzümü açık denize doğru dönmek üzereydim ki, limanın denize açık bir V harfi gibi kıvrılan yerinde dağınık bir kalabalığın toplandığını gördüm. Adımlarımı sıklaştırıp, ilk tanıdık gelen yüze;

 

—Hayırdır, ne oluyor orda? Dedim,

 

Kayıtsızca;

Görmüyor musun adam boğuluyor adam, dedi,

 

Kalabalığın içine doğru yürürken, yükselen ve dalgakıranlara vurdukça hırçınlaşan dalgaların arasında bir insan başı gördüm. Hareketlerinden yorgun düştüğü belliydi. Gücünü tasarruf etmeye çalıştığına bakılırsa, yaklaşık bir yarım saattir de oradaydı. Deniz ise ona tam bir çıkmaz sunuyordu. Dalgakıranlara yaklaşsa, dalga onu betonlara vura vura yaralayacak. Uzağa açılsa, zaten denizde yüksek dalgalı çalkantı var. Açıktan nereye ulaşacak. Adam yüzüyordu, ama olduğu yerden öteye de gidemiyordu. Belli ki sürekli yön değiştiren uzun ve kısa akıntılar da onu çok yoruyordu.

 

Toplanan kalabalığın içindeki gençler ise, iyice telaşlıydı. “Eyvah, dalga  şimdi taşlara vuracak…”, “adam boğulup gidecek yahu…”, “bir şeyler yapalım, emniyet arandı mı?”, “can simidi yok mu, can simidi?...” sözleri birbirine karıştı….

 

Adam sağ elinde tuttuğu bir şeyleri göstererek, sağ kolunu havaya kaldırarak işaret vermeye çalıştı. Bunu gören, ayağı şortlu,  genç bir adam, şeytan sofrası tarafını göstererek;

 

Ula gel bu tarafa, gel… Buradan merdivenli çıkacak yer vardur, dedi…

 

Bu seslenişi denizle boğuşan adamın duyduğunu da sanmıyorum, o yine de homurdanmaya devam etti:

Ula yüzsene şu tarafa. Buradan nah çıkarsın, diye…

 

Baktım ki, denizdeki adamla, karadaki adamın çık diye önerdiği yer arasında nerdeyse beş yüz metre var. Bırak beş yüz metreyi, adamın elli metre dayanacak gücü yok gibi geldi bana…

 

Kalabalığa iyice yaklaştım ki, balıkçı olduğunu düşündüğüm bir başka Karadenizli, adama bağırıyor:

Ula limanu dolan gel, limanu dolan gel, çikamazsun ordan.

 

Limanı dolanıp gelmek ise, bir ulusal yüzücünün gücünü bile aşardı. Değil yüzmeye uygun durum, bu havada, bu denizde yaşamaya uygun durum bile yoktu…

 

Kalabalığın arasından bir adam da aklınca yol göstermeye çalışıyordu:

Şoyle gelsen de saa bir ip atsak. Tirmanip çıkarsın taşların üzerinden

 

Fakat ortada ne ip vardı, ne de ip atılacak bir durum. Taşların arası adeta bir vantuz gibi emiyordu suyu. Denizdeki adamın hareketleri daha da yavaşlamaya başlamıştı. Arada ağzından kesik, kesik ve hızla sular püskürtüyordu. Suya dalıp çıkıyor muydu, yoksa görüşümüzü dalga mı kesiyordu? Ama düpedüz adam boğuluyordu…

 

Bu hay huy içinde sağ yönümüzde, epeyce de uzakta orta boy bir balıkçı teknesi göründü. Birkaç ıslık çaldım adama. Duymuş olmalı ki kalabalığı da gördü. Dümeni kalabalığın olduğu yöne kırdı. Çok geçmeden adama yaklaştı. Adamı zar zor tekneye atmıştı ki deniz polisi yetişti. Balıkçı limanın giriş yönüne doğru devam etti. Deniz polisi de onun peşinden. Artık biz de duvarın limana bakan yüzüne geçmiştik ki, deniz polisi yaklaşıp;

Bir sorun var mı, bir sorun?...

 

Adam elini hafifçe kaldırarak “yok” anlamında bir işaret yapar yapmaz, deniz polisi uzaklaştı. Adam ise karaya bir kahraman edasıyla çıktı. Bir elinde yüzme paletleri, bir elinde ise zıpkını vardı. Etrafını yerel gazeteciler ve televizyoncular sardı. Bir kameraman çekerken, sunucu: 

Nasıl oldu bu, epeyce tehlike yaşadınız anlatır mısınız?

 

Adam acı acı sırıttıktan sonra;

Yok yahu, o kadar da yüzme biliyoruz yani…

  
   
     
 

Haber Zonguldak

 

Kuruluş; 17 Eylül 2005 Cumartesi