Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi Türk Dili
Bölümü son sınıf öğrencisi olduğumuz yıllarda “Bitirme Tezi”
olarak “Çaycuma Ağzı” konusunu almıştım. Bu zorunlu görev
gereği Çaycuma’nın birçok köyünü gezdim. Halk ağzından yüzlerce
mani, türkü, atasözü, deyim, dua, beddua, masal ile köy halkının
günlük yaşamı, çeşitli sorunlarını içeren olayları, gelenek ve
göreneklerini, başlarından geçenleri elde kalem-defter, bazen de
ses cihazı kullanarak derlemeye çalışmıştım. Bu arada Hisarönü (Filyos)
bucağında Süleyman Akyavaş’tan ve Kızılbel köyünde Tahir Bayram
çavuştan askerlik anılarını dinlerken Mustafa Kemal Atatürk’le
ilgili iki anıyı da ses cihazı kullanarak derleme fırsatı
bulmuştum.
Öğretmenlik
yaptığımız yıllarda özellikle “Atatürk’ü Anma” haftalarında
okulda öğrencilerimize de dinlettiğimiz bu iki küçük anı,
anlatanların yöresel konuşma özellikleri ile kaydedilmişti.
Şimdi bunları anlatım özelliklerine dokunmadan günümüz yazı
diliyle yeniden kaleme alarak okurlara sunuyoruz.
| |
|
|
| |
* * * * |
|
| |
|
|
| |
|
Derleme Yeri: |
Filyos- Çaycuma |
|
Derleme Yılı: |
1968 (Üniversite Bitirme Tezi Çalışması) |
|
Anlatan: |
Süleyman Akyavaş |
|
Yaşı: |
73 |
|
Konu: |
Kurtuluş Savaşı Yıllarında Askerliği |
|
|
|
YEDİ GÜN YEDİ GECE DÜŞMANLA ÇARPIŞTIK
Ordum 2, Kolordu 3,
Fırka 41, Alay 16, Tabur 3, Bölük 11. Doğumum 1310.
Şimdi Sivrihisar
istikametinde, Kırgız Dağı’nın sol tarafında Ballıca köyünün,
Osmaniye köyünün ikisinin ortasında 2 Ağustos senesini
hatırlayamadım (1922) sabaha yakın, sabaha üç saat kalaraktan
hareket ettik. Bardakçı Deresi’ne karargâh kurduk.
Bardakçı
Deresi’nden taksimat olduk. Taarruza geçtik. Birinci Tabur Yayvan
Tepe’yi, İkinci Tabur Çakmak Tepe’yi, Üçüncü Tabur Salcı Tepe’yi
teslim aldı. Burada yedi gün yedi gece düşmanla çarpıştık. Düşman
karşısında mukavemet ettik (düşmana karşılık verdik, dayandık).
İkinci gün düşman
süvarisi Kırgız Dağı’nın arkasından bilmem kaç kilometre yerden bizi
çevirdi. Kaldık içeride. Bilahare Erkânı Harp Bey Topçu
kumandanlarına emir verdi. Beher top 150 pare mermi endehaz etti
(attı). Düşman süvarisi ve tahkimatını yok etti. Ondan sonra bize
hücum emri verildi.
YEDİ SIRA TEL ÖRGÜSÜNE DAYANDIK
Biz de hücum ettik.
Yedi sıra tel örgüsüne dayandık. Tel örgüsünü makasla keserek ve
topların tahribat ettiği telleri geçerek düşman tahkimatlarını
teslim aldık. O gece düşman karşımızdan çekilmiş.
Oradan hareket
ettik. Battal Seydi Gazi’nin Türbesi’ne vardık. Silah çattık. Battal
Seydi Gazi Türbesi’nde iken Alaattin Bey geldi.
—Ateş bile
durmayın. Düşman ilerledi ve ıraklandı. Niçin duruyorsunuz? diye
emretti.
Biz de oradan
silahlarımızı alıp düşmanın peşine düştük. Nereye kadar? Taa
Eskişehir’e kadar. Biz yukarıdan Eskişehir’e giriyorduk, düşman da
Eskişehir’den çıkıyordu. Eskişehir’in daha ilerisinde bir Çerkez
köyüne gittik. Orada Çerkezler kahvenin önünde oturuyorlardı.
Diyorlardı ki:
—Düşman buradan
geçeli üç gün oldu.
—Halbuki düşman
bizim önümüzden geçti. Orada Güneyri Deresi diyorlar, oraya doğru
gittik. Orada Keşiş Dağı’ndan bize bombardıman edildi. Biz orada
sabit kaldık. Sabah olunca düşman Keşiş Dağı’nda gene müdafaaya
başladı. Bizim deve kollarını, cephane kollarını buldurdu (isabet
ettirdi). Keşiş Dağı’ndan atılan toplar yüzünden epey bir telefat
verdik. Ordan akıncı müfrezelerinden bir süvari geldi. Bir mektup
verdi. “Sizin fırkanız Kütahya istikametine gidecek!” denildi.
İNŞALLAH İKİNCİ TAARRUZDA GİRECEĞİZ ORAYA
Yürü Allah kerim,
yürü Allah kerim, İnönü’ne gece yarısı geldik İnönü’de kavşak
noktalarında bütün asker o tarafa bu tarafa geçiyorduk. Ben
bağırdım:
—Arkadaşlar,
Zonguldaklı var mı?
—Var!
— Neredensin?
—Geriş’denim.
—Başka var mı?
—Yok…
Oradan yukarıya
hareket ettik. Yarınsı günü Kütahya’ya vardık. Orada büyük bir mola
verdiler. Sonra oradan kalktık, Kula’ya vardık. Kula’dan Balıkesir’e
geldik. Balıkesir’den efendime söyleyeyim Kirmas’a vardık.
Kirmas’dan Bandırma’ya vardık. Bandırma’dan döndük gerisin geriye.
“Sizi Geyve’den İsmet Paşa istiyor.” dediler. Döndük geldik Kirmas’a.
Kirmas’tan kalktık Bursa’ya geldik. Bursa’dan kalktık, Geyve’ye
geldik. Geyve’den kalktık Şile’ye geldik. Şile dağlarında, Hereke
dağlarında bir hafta manevra yaptık. Ondan sonra Kabasakallı
Nurettin Paşa denilen kumandan geldi. Bizi orada teftiş etti. Dedi
ki:
—Arkadaşlar,
gördüğünüz dağlar, İstanbul dağlarıdır. İnşallah ikinci taarruzda
gireceğiz oraya.
Efendime söyleyeyim
orada bize fırkalara ayrı ayrı talimler yaptırdı. Oradan indik
Derince’ye. Orada bir buçuk ay kadar kaldıktan sonra terhis olduk.
ATATÜRK: MİLLETİ SERBEST BIRAKIN!
Manahoz’da, Manahoz
köyünde büyük bir teftiş oldu. Orada askerin kuvvei maneviyesi
sarsılmasın, şen olsun diye davul zurna çaldırıyorlardı. Bir müddet
sonra Mustafa Kemal geldi. Yakup Şevki Paşa’ya sordu:
—Bu nedir?
—Askerin kuvve-i
maneviyesi sarsılmasın, şen olsun diye davul zurna ittihaz ettik,
dedi. O zaman Mustafa Kemal:
—Şu karşıki
dağlardaki duman, o duman ordan alınıp da İzmir’den ve Bandırma’dan
denize dökülmedikçe bize davul zurna yoktur. Bırak onu! dedi.
Yakup Şevki Paşa
denilen bir şey vardı orda ona dedi. Ondan sonra:
—Bu millet niye
damlardan böyle saklı salkı bakıyor? diye sordu.
—Sizi gelecek diye
kordon altına aldık, diye cevap verdi Yakup Şevki Paşa.
—Bırakın milleti,
serbest bırakın! dedi Atatürk.
Milleti serbest
bıraktılar. Ondan sonra efendime söyleyeyim, asker bunu (Mustafa
Kemal’i) alkışladı. Ondan sonra aşağı baktı, yukarı baktı arabasına
binip gittiler.
—Atatürk’ün
tarifine ne lüzum var. Atatürk aynen gördüğümüz resimlerdeki
gibiydin.
—Askere karşı mı?
Ben askere karşısını o kadar gördüm orda. Başkasını görmedim. Fakat
İsmet İnönü bana talim ettirdi. Yakından böyle karşı karşıya onunla
talim ettim.
İSMET İNÖNÜ BANA SORDU: SEN NESİN?
Efendim ben
açıkçasını söyleyeyim, kaçaklıktan gittim askere. O zaman silah yok.
Beş altı kişiye bir silah veriyorlar. Elbiselerim, başıbozuk
elbisesi, çullu. Asker elbisesi o zaman yok.
Şimdi beni Birinci
Takımın İkinci mangasının dördüncü neferi olarak arkaya koydular.
İsmet İnönü bizim bölüğe gelince:
—Bölüğün birinci
takımı birinci sırasını dört asma ileri al! dedi.
Dört asma ileri
aldık. Gerisin geriye dönünce gördüm, aradan (İsmet Paşa)geliyor.
Ben ona böyle bir sert baktım. Bana:
—Sen nesin? diye
sordu.
—Askerim
—Nerden geldin?
—İstanbul’dan
geldim.
—Niye geldin?
—Askerlik yapmaya
geldim.
—Orda neydin?
—Orda da askerdim.
—Buraya niçin
geldin?
—Burada daha
lüzumluymuş onun için geldim.
—Silah talimi bilir
misin?
—Bilirim.
—Silah doldur
bakalım! Silah doldurdum.
—Silah boşalt!
Silah boşalttım.
—Süngü tak! Süngü
taktım.
—Yere yat! Yere
yattım.
—Ayağa kalk! Ayağa
kalktım.
—Bu asker çok
harbeder, buna elbise verin! dedi. Komutan da:
—Başüstüne Paşam!
Bu kadarı dediler.
Efendime söyleyeyim, kendi parasıyla diğer vatandaş otuzüç liraya
elbise yaptırmış, çıkardılar, bana giydirdiler. Buyurun kardeşim,
hepsi bu kadar… |