4

 
 
 .....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK.....HABER ZONGULDAK 
 
 
 
 
x x x x
ANA SAYFA◄◄
 
 
 
 
 
 

 

zonguldak tarihi               :

Kurtuluş Savaşı'nda Filyoslu Süleyman

     Hamit Kalyoncu
     67kalyoncuhamit@mynet.com
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi Türk Dili Bölümü son sınıf öğrencisi olduğumuz yıllarda “Bitirme Tezi” olarak “Çaycuma Ağzı” konusunu almıştım. Bu zorunlu görev gereği Çaycuma’nın birçok köyünü gezdim. Halk ağzından yüzlerce mani, türkü, atasözü, deyim, dua, beddua, masal ile köy halkının günlük yaşamı, çeşitli sorunlarını içeren olayları, gelenek ve göreneklerini, başlarından geçenleri elde kalem-defter, bazen de ses cihazı kullanarak derlemeye çalışmıştım. Bu arada Hisarönü (Filyos) bucağında Süleyman Akyavaş’tan  ve Kızılbel köyünde Tahir Bayram çavuştan askerlik anılarını dinlerken Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili iki anıyı da ses cihazı kullanarak derleme fırsatı bulmuştum.
 
Öğretmenlik yaptığımız yıllarda özellikle “Atatürk’ü Anma” haftalarında okulda öğrencilerimize de dinlettiğimiz bu iki küçük anı, anlatanların  yöresel  konuşma özellikleri ile kaydedilmişti. Şimdi bunları anlatım özelliklerine dokunmadan günümüz yazı diliyle yeniden kaleme alarak okurlara sunuyoruz.
     
  *    *     *     *  
     
 
Derleme Yeri: Filyos- Çaycuma
Derleme Yılı: 1968 (Üniversite Bitirme Tezi Çalışması)
Anlatan: Süleyman Akyavaş
Yaşı: 73
Konu: Kurtuluş Savaşı Yıllarında Askerliği
 
 

YEDİ GÜN YEDİ GECE DÜŞMANLA ÇARPIŞTIK

 

Ordum 2, Kolordu 3, Fırka 41, Alay 16, Tabur 3, Bölük 11. Doğumum 1310.

 

Şimdi Sivrihisar istikametinde, Kırgız Dağı’nın sol tarafında Ballıca köyünün, Osmaniye köyünün ikisinin ortasında 2 Ağustos senesini hatırlayamadım (1922) sabaha yakın, sabaha üç saat kalaraktan hareket ettik. Bardakçı Deresi’ne karargâh kurduk.

 

Bardakçı Deresi’nden taksimat olduk. Taarruza geçtik. Birinci Tabur Yayvan Tepe’yi, İkinci Tabur Çakmak Tepe’yi,  Üçüncü Tabur Salcı Tepe’yi teslim aldı. Burada yedi gün yedi gece düşmanla çarpıştık. Düşman karşısında mukavemet ettik (düşmana karşılık verdik, dayandık).

 

İkinci gün düşman süvarisi Kırgız Dağı’nın arkasından bilmem kaç kilometre yerden bizi çevirdi. Kaldık içeride. Bilahare Erkânı Harp Bey Topçu kumandanlarına emir verdi. Beher top 150 pare mermi endehaz etti (attı). Düşman süvarisi ve tahkimatını yok etti. Ondan sonra bize hücum emri verildi.

 

YEDİ SIRA TEL ÖRGÜSÜNE DAYANDIK

 

Biz de hücum ettik. Yedi sıra tel örgüsüne dayandık. Tel örgüsünü makasla keserek ve topların tahribat ettiği telleri geçerek düşman tahkimatlarını teslim aldık. O gece düşman karşımızdan çekilmiş.

 

Oradan hareket ettik. Battal Seydi Gazi’nin Türbesi’ne vardık. Silah çattık. Battal Seydi Gazi Türbesi’nde iken Alaattin Bey geldi.

 

—Ateş bile durmayın. Düşman ilerledi ve ıraklandı. Niçin duruyorsunuz? diye emretti.

 

Biz de oradan silahlarımızı alıp düşmanın peşine düştük. Nereye kadar? Taa Eskişehir’e kadar. Biz yukarıdan Eskişehir’e giriyorduk, düşman da Eskişehir’den çıkıyordu. Eskişehir’in daha ilerisinde bir Çerkez köyüne gittik. Orada Çerkezler kahvenin önünde oturuyorlardı. Diyorlardı ki:

 

—Düşman buradan geçeli üç gün oldu.

 

—Halbuki düşman bizim önümüzden geçti. Orada Güneyri Deresi diyorlar, oraya doğru gittik. Orada Keşiş Dağı’ndan bize bombardıman edildi. Biz orada sabit kaldık. Sabah olunca düşman Keşiş Dağı’nda gene müdafaaya başladı. Bizim deve kollarını, cephane kollarını buldurdu (isabet ettirdi). Keşiş Dağı’ndan atılan toplar yüzünden epey bir telefat verdik. Ordan akıncı müfrezelerinden bir süvari geldi. Bir mektup verdi. “Sizin fırkanız Kütahya istikametine gidecek!” denildi.

 

İNŞALLAH İKİNCİ TAARRUZDA GİRECEĞİZ ORAYA

 

Yürü Allah kerim, yürü Allah kerim, İnönü’ne gece yarısı geldik  İnönü’de kavşak noktalarında bütün asker o tarafa bu tarafa geçiyorduk. Ben bağırdım:

 

—Arkadaşlar, Zonguldaklı var mı?

 

—Var!

 

— Neredensin?

 

—Geriş’denim.

 

—Başka var mı?

 

—Yok…

 

Oradan yukarıya hareket ettik. Yarınsı günü Kütahya’ya vardık. Orada büyük bir mola verdiler. Sonra oradan kalktık, Kula’ya vardık. Kula’dan Balıkesir’e geldik. Balıkesir’den efendime söyleyeyim Kirmas’a vardık. Kirmas’dan Bandırma’ya vardık. Bandırma’dan döndük gerisin geriye. “Sizi Geyve’den İsmet Paşa istiyor.” dediler. Döndük geldik Kirmas’a. Kirmas’tan kalktık Bursa’ya geldik. Bursa’dan kalktık, Geyve’ye geldik. Geyve’den kalktık Şile’ye geldik. Şile dağlarında, Hereke dağlarında bir hafta manevra yaptık. Ondan sonra Kabasakallı Nurettin Paşa denilen kumandan geldi. Bizi orada teftiş etti. Dedi ki:

 

—Arkadaşlar, gördüğünüz dağlar, İstanbul dağlarıdır. İnşallah ikinci taarruzda gireceğiz oraya.

 

Efendime söyleyeyim orada bize fırkalara ayrı ayrı talimler yaptırdı. Oradan indik Derince’ye. Orada bir buçuk ay kadar kaldıktan sonra terhis olduk.

           

ATATÜRK: MİLLETİ SERBEST BIRAKIN!

 

Manahoz’da, Manahoz köyünde büyük bir teftiş oldu. Orada askerin kuvvei maneviyesi sarsılmasın, şen olsun diye davul zurna çaldırıyorlardı.  Bir müddet sonra Mustafa Kemal geldi. Yakup Şevki Paşa’ya sordu:

 

—Bu nedir?

 

—Askerin kuvve-i maneviyesi sarsılmasın, şen olsun diye davul zurna ittihaz ettik, dedi. O zaman Mustafa Kemal:

 

—Şu karşıki dağlardaki duman, o duman ordan alınıp da İzmir’den ve Bandırma’dan denize dökülmedikçe bize davul zurna yoktur. Bırak onu! dedi.

 

Yakup Şevki Paşa denilen bir şey vardı orda ona dedi. Ondan sonra:

 

—Bu millet niye damlardan böyle saklı salkı bakıyor? diye sordu.

 

—Sizi gelecek diye kordon altına aldık, diye cevap verdi Yakup Şevki Paşa.

 

—Bırakın milleti, serbest bırakın! dedi Atatürk.

 

Milleti serbest bıraktılar. Ondan sonra efendime söyleyeyim, asker bunu (Mustafa Kemal’i) alkışladı. Ondan sonra aşağı baktı, yukarı baktı arabasına binip gittiler.

 

—Atatürk’ün tarifine ne lüzum var. Atatürk aynen gördüğümüz resimlerdeki gibiydin.

 

—Askere karşı mı? Ben askere karşısını o kadar gördüm orda. Başkasını görmedim. Fakat İsmet İnönü bana talim ettirdi. Yakından böyle karşı karşıya onunla talim ettim.

 

İSMET İNÖNÜ BANA SORDU: SEN NESİN?

 

Efendim ben açıkçasını söyleyeyim, kaçaklıktan gittim askere. O zaman silah yok. Beş altı kişiye bir silah veriyorlar. Elbiselerim, başıbozuk elbisesi, çullu. Asker elbisesi o zaman yok.

 

Şimdi beni Birinci Takımın İkinci mangasının dördüncü neferi olarak arkaya koydular. İsmet İnönü bizim bölüğe gelince:

 

—Bölüğün birinci takımı birinci sırasını dört asma ileri al! dedi.

 

Dört asma ileri aldık. Gerisin geriye dönünce gördüm, aradan (İsmet Paşa)geliyor. Ben ona böyle bir sert baktım. Bana:

 

—Sen nesin? diye sordu.

 

—Askerim

 

—Nerden geldin?

 

—İstanbul’dan geldim.

 

—Niye geldin?

 

—Askerlik yapmaya geldim.

 

—Orda neydin?

 

—Orda da askerdim.

 

—Buraya niçin geldin?

 

—Burada daha lüzumluymuş onun için geldim.

 

—Silah talimi bilir misin?

 

—Bilirim.

 

—Silah doldur bakalım! Silah doldurdum.

 

—Silah boşalt! Silah boşalttım.

 

—Süngü tak! Süngü taktım.

 

—Yere yat! Yere yattım.

 

—Ayağa kalk! Ayağa kalktım.

 

—Bu asker çok harbeder, buna elbise verin! dedi. Komutan da:

 

—Başüstüne Paşam!

 

Bu kadarı dediler. Efendime söyleyeyim, kendi parasıyla diğer vatandaş otuzüç liraya elbise yaptırmış, çıkardılar, bana giydirdiler. Buyurun kardeşim, hepsi bu kadar…

   
  yazarın diğer yazıları 
     
sitemizdeki yayın tarihi: 03 Ocak 2009
son güncelleme tarihi: 02 Aralık 2009 Çarşamba
x
4
 
ZONGULDAK'IN HABER VE KÜLTÜR SİTESİ
===güvenilir kaynak===
Kuruluş; 17 Eylül 2005 Cumartesi

4