...haber zonguldak...haber zonguldak...haber zonguldak...haber zonguldak

 

 

  pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora   pandora              zbmitos@gmail.com

   

                                                                     Ziya Buyuk

 
   

Erdemin tarihsel yazgısı

26.01.2008

   
 

İnsanın yazılı tarihi, ne gariptir ki, erdemin kavramsal açıdan insanlığın yüce bir değeri olarak göklere çıkarılışının diğer yandan pratik yaşamda tam tersine yerin dibine batırılışının tarihi gibidir.

 

Erdem kavramsal bir insanlık değeri olarak çoğu zaman erdemsizlerin elinde de bir bayrak olmuştur. Tarih tekerrürden ibarettir diyenler ne yazık ki günümüzde de haklı durumdadırlar. Ve erdem, bugün de insan denilen yaratığın her türü için vazgeçilmez bir hazine olmayı sürdürmektedir.

 

Çevirin gözlerinizi yaşam alanlarınıza. Yalanın, riyanın, sahtekârlığın bataklığıdır göz alabildiğince uzanan alanlar.

 

Ceketlerin üst ceplerini süsleyen ipek mendildir erdem. Yada ruhu göklere yükselen bedeni toprağa gömülen bir ölüdür. Utanırsınız aynı sıfatla anılmaktan.  Belki de gurur duyarsınız. Çünkü tarih boyunca erdemin ne olup olmadığı tartışıldığı gibi, günümüzde de bu kavram üzerine çeşitli yorumlar yapılmaktadır.

 

Ünlü düşünür Çiçeron erdem hakkında şunları söylemektedir:

 

 “Yüze gülücüyle gerçek dostu akıllılık ayırır. Doğa dostluğu erdemin yardımcısı olsun diye vermiştir, kötülüklerin yardakçısı olsun diye değil. Erdeme değer vermeden dost edindiklerini sanan insanlar bir gün kötü bir olayla karşılaşmak zorunda kalırlarsa, o zaman ne kadar yanılmış olduklarını anlayacaklardır. Utanç verici bir şey istememek, istenince de yapmamak, dostluğun en kutsal yasasıdır. Erdeme öylesine değer verin ki –onsuz dostluk olmaz- erdemden başka hiçbir şeyin dostluğa üstün tutulabileceğine inanmayın.”

 

Bu sözlere katılmayacak kimse var mıdır? Ancak aynı Çiçeron, yoksullara toprak dağıtılmasını, faizlerle kabaran borçlarının silinmesini isteyen Katilina’ya karşı çıkar. Oysa Çiçeron ezilenlerin soyundan, Katilinya ise ezenlerin soyundandır.

 

İ.S. 1079–1114 yıllarında yaşamış olan bir başka düşünür Petrus Abaelardus ise erdem hakkında şunları söylemektedir:

 

“Kötülüklere sürüklenmek günah değildir, tersine erdemin gereğidir. Çünkü her erdem bir savaştır, her savaş da bir düşman ister. Günah eylemde değil niyettedir.”

 

Dikkati eyleme değil, niyete çeken Petrus Abaelardus haksız mı?

 

Peki; “Erdemsizlik de, erdemlilik gibi tanrı işidir. Günah bir erdemsizlik değil, tersine bir erdemliliktir. Dayanılmaz bir güdüye kapılan kimse asla günah işlemiş sayılmaz, niçin sayılsın ki, o güdü de bir tanrı işidir.” diyen Tübingenli Profesör Jean de Mericourt’a ne demeli? Haksız mı?

 

Ya, ünlü Sokrates’in doğruluk üzerine verdiği söylevi karşısında dayanamayıp söze dalan Thrasymakhos’un şu sözlerine ne demeli?

 

“Neymiş sence doğruluk? Ayıplanan haksızlıklar küçük ya da hemen sırıtıveren haksızlıklardır. Toplum, büyük ölçüde başarılan haksızlıkları alkışlar. Haksızlık etmek başarı sağlar, kazanç sağlar. Bunun için de haksızlık etmek iyidir.” Günümüze ne kadar da uyuyor.

Tabi ki insan, iki bin yıl önce edilen bu sözleri okuduktan sonra, değişen bir şey yok, doğruluk olarak erdem ne zaman galip geldi ki, diye sormaktan kendini alamıyor.

Erdem, kişinin sadece kendi vicdanında kalan, toplumsal ahlaka dönüşmeyen bir olgu ise, o halde insanın insanı tanımasında arayacağı şey nedir? Geriye ne kalıyor?

 

Galiba samimiyet... İnsanı doğru tanımanın en kesin yolu, insanın sözüyle davranışı arasındaki doğru orantı olsa gerek. Toplumsal yaşamın kavram kargaşası içinde erdemi bulmanın yolu da samimiyetten geçiyor kanımca. Hırsız kendine hırsızım demiyorsa, katil kendine katilim demiyorsa, riyakâr kendine riyakârım demiyorsa, hırsızlık da, katillik de, riyakârlık da erdemden uzak şeylerdir. Erdemin doğrusu da bu olsa gerek.

 

arşiv

     
 

Haber Zonguldak

 

Kuruluş; 17 Eylül 2005 Cumartesi