...haber zonguldak...haber zonguldak...haber zonguldak...haber zonguldak

 

 

  zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları zonguldak yazıları      saffetcan@gmail.com

   

                                                                          Saffet Can

 
   
   

İt dalaşı...

06.09.2010

   
 
Maddenin "devinim" dışında var olduğuna hiç rastlayamayacaksınız. Özü; doğmak - büyümek - üremek - ölmek (=yada ayrışıp başka biçimde ama hiç bir parçası eski şekline benzemeyecek denli toprağa, havaya ve suya karışmak) çemberini daraltacağız biraz. Toplumlar da bu çemberin dışında kalamıyorlar. Dünyanın yaşı da, insan topluluklarının şimdiye kadar olan süreçleri de bunu kanıtlıyor.
 
İster kendi iç dinamikleriyle olsun, isterse de dış etkenlerin bastığı hava nedeniyle olsun Türkiye iç lastiğinde balonlar oluştu. Dış kaplaması da fırlamak üzere. Üstündeki yükle bu tekerlerin daha kaç metre gideceği belli değil. Ne susturucuda, ne de hava filtresinde dermen kalmadığı gibi akü de bitmiş görünüyor. Nedenlerini sıralamak buraya sığmayacak şimdi.
 
Kimi çınarlar vardır, bin yıldan fazla yaşarlar ama: kaçınılmaz sondur ölüm. İşte o aşamada bedenin toprağa karışma süreci. Ayrışma başlamış demektir. Eski fiziğin yok oluşunun ne kadar sürdüğü ve süreceği başka konu.
 
Şimdi öyle-böyle Ergenekon'un kurtları peşine takılmış, Bursa'nın kıl çadırlarında "Osmanlı"ya dönüşmüş bizim eski çınarlarımızın son büyük şahlanışıydı Ulusal Kurtuluş Savaşı. Sağlı - sollu tüm fırtınaların etrafa saçtığı Osmanlı Ormanı tohumlarından Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkması da kolay olmadı. İşin kanlı boyutları ile ajitasyon kısmı bir kenara yeni ormanın kendi içindeki kavlar da uzaktan yaprak hışırtısı gibi hissedildi oysa...
 
Şimdi bu aşamada ormancı olalım istiyorum biraz. Çürüyen - yıkılan ne? Yeni tohumlar nerelere saçılıyor? Hangi kuş nereye düşürmüş olabilir koca çınarın DNA paketini?
 
Ormanın doğusu ile batısı arasında kesin hatlar belirdi artık. Ama tohumların sınır tanımadığını da belirtmek gerekiyor burada. Diğer tarafta ezeli "düşman" (!) Yunanistan'ın halkıyla yakınlaşma öyle boyutlara ulaştı ki Ege'nin "Türk-Yunan Dostluk Gölü" olmaması için hiç bir neden yok. Belli ki; her şeyi ellerinde tutan emperyalist güçler rüzgara ve sığırcık kuşlarının ektiği zeytin çekirdeklerine bir şey yapamıyorlar.
 
İşin bu noktasında önemli gördüğüm bir ayrıntıya değinmek istiyorum. Keçilerin çalıya çevirdiği yeşillikler de ormanın parçası çünkü. ABD Irak'a niye geldi ise "şimdi niye çıkıyor?" aynı şey. Yine malum mihrak Afganistan'ın tüm uyuşturucuna el koysa ne olacak? Her şeyi tsunami belirliyor çünkü. Sarıkamış'ta askerin kırdırılması da tesadüf değildi.
 
Diyeceğim şu ki; hiç bir sürü kendi başına yaylaya çıkamaz, ahıra da dönemez. Tüm sürüler için geçerli bir yaşam tarzı bu. Avcılar öyle değil ama. Mutlaka işbirlikçileri olmak zorunda. Kuş yakalayan avcının kolundaki besleme atmaca böyle bir şerefsiz. Yabani at sürülerine dalan kovboyun altındaki kısrak da öyle. Saka kuşunu esir edebilmek için onun sevdiği dikenlerin üzerine ayakları bağlı bir hemcinsini yerleştirirsiniz. Öyle öter ki lanet; özgür kuşların her birine "tüm güzel yiyecekler burada, hepiniz gelin" diyerek kıvırır kıçını. İnananlar takılı kalır ağlara. Sonrası kafesin içi. Geriye kalan ezici çoğunluk işbirlikçiye inanmayanlardır ki, bilemezsin sayısını...
 
Neleri anlatmaya çalışıyoruz? Kuşların ve diğer canlı türlerinin tokluları seçimle iş başına gelmiş olaydılar bu kadar benzetme yapmaya da gerek kalmayacaktı. Adı "itirafçı" biri teslim olup gazetelere boy gösterince peygamber gibi itibar görüyor. Hatta bu "itiraf bilader" (!) "kimseyi öldürmedim" dediğinde sözleri bilirkişi raporu sayılıyor. Böyle mi? HE!...
 
Sonrası Zonguldak'ta Osmançayırı...
 
Ormana dönelim. Savrulanları, yeşerenleri, ışığı engellendiği için boy atamayanları görelim. Doğu toprakları bir kaç derebeyi kalıntısı elinde olan yerde nasıl orman yetiştireceğiz? Cumhuriyetin ilanından bu yana adil bir toprak reformunu gündemine almış bir iktidar gördünüz mü siz? Yalandan yere "en kahraman" (!) kesilmeye çalışan "Rıdvanlar" kusura bakmasınlar ama bu birincisiydi...
 
Diğeri, dünya mafyasının cirit oynadığı yer. Asya ile Avrupa arasında köprü işlevi olduğu için "Turkıyaaa"laşan bal - kaymak. Ya bu köprüden geçen yükü tanımlasın biri artık. Nedir, kimdir bu? Sahi konuşan var mı? Ona da kocaman bir HAYIR!..
 
Ama biz söyledik ve söyleyeceğiz ki; "köprüden geçen afyon trafiğinin maddi değeri tüm Avrupa ülkelerinin gayri safi milli hasılasının toplamına eşit" dendiği zaman "hayır öyle değil" deyip de gerçeği dünyaya ilan eden bir içişleri bakanına tanık oldunuz mu? Yine "HAYIR!"..
 
Öyle ise ne?
 
Ne olacak? Hepsi nakliye ve otopark parası ile "ayak bastı" avantacıları...
 
Bizim işbirlikçiler hep bunlarla oynadılar.
 
İt dalaşlarına gelince, anlaşılmayacak ne vardı ki; çıkar kavgası. Hizmet bunun neresinde?
                                                                                                             

arşiv

 Paylaş
     
 

Haber Zonguldak

 

Kuruluş; 17 Eylül 2005 Cumartesi

   
       
27 Mayıs Darbesi