|
|
|
|
Maddenin "devinim" dışında var olduğuna hiç
rastlayamayacaksınız. Özü; doğmak - büyümek - üremek - ölmek
(=yada ayrışıp başka biçimde ama hiç bir parçası eski
şekline benzemeyecek denli toprağa, havaya ve suya karışmak)
çemberini daraltacağız biraz. Toplumlar da bu çemberin dışında
kalamıyorlar. Dünyanın yaşı da, insan topluluklarının şimdiye
kadar olan süreçleri de bunu kanıtlıyor.
İster kendi iç dinamikleriyle olsun, isterse de dış etkenlerin
bastığı hava nedeniyle olsun Türkiye iç lastiğinde balonlar
oluştu. Dış kaplaması da fırlamak üzere. Üstündeki yükle bu
tekerlerin daha kaç metre gideceği belli değil. Ne susturucuda,
ne de hava filtresinde dermen kalmadığı gibi akü de bitmiş
görünüyor. Nedenlerini sıralamak buraya sığmayacak şimdi.
Kimi çınarlar vardır, bin yıldan fazla yaşarlar ama: kaçınılmaz
sondur ölüm. İşte o aşamada bedenin toprağa karışma süreci.
Ayrışma başlamış demektir. Eski fiziğin yok oluşunun ne kadar
sürdüğü ve süreceği başka konu.
Şimdi öyle-böyle Ergenekon'un kurtları peşine takılmış,
Bursa'nın kıl çadırlarında "Osmanlı"ya dönüşmüş bizim
eski çınarlarımızın son büyük şahlanışıydı Ulusal Kurtuluş
Savaşı. Sağlı - sollu tüm fırtınaların etrafa saçtığı Osmanlı
Ormanı tohumlarından Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkması da kolay
olmadı. İşin kanlı boyutları ile ajitasyon kısmı bir kenara yeni
ormanın kendi içindeki kavlar da uzaktan yaprak hışırtısı gibi
hissedildi oysa...
Şimdi bu aşamada ormancı olalım istiyorum biraz. Çürüyen -
yıkılan ne? Yeni tohumlar nerelere saçılıyor? Hangi kuş nereye
düşürmüş olabilir koca çınarın DNA paketini?
Ormanın doğusu ile batısı arasında kesin hatlar belirdi artık.
Ama tohumların sınır tanımadığını da belirtmek gerekiyor burada.
Diğer tarafta ezeli "düşman" (!) Yunanistan'ın halkıyla
yakınlaşma öyle boyutlara ulaştı ki Ege'nin "Türk-Yunan
Dostluk Gölü" olmaması için hiç bir neden yok. Belli ki; her
şeyi ellerinde tutan emperyalist güçler rüzgara ve sığırcık
kuşlarının ektiği zeytin çekirdeklerine bir şey yapamıyorlar.
İşin bu noktasında önemli gördüğüm bir ayrıntıya değinmek
istiyorum. Keçilerin çalıya çevirdiği yeşillikler de ormanın
parçası çünkü. ABD Irak'a niye geldi ise "şimdi niye
çıkıyor?" aynı şey. Yine malum mihrak Afganistan'ın tüm
uyuşturucuna el koysa ne olacak? Her şeyi tsunami belirliyor
çünkü. Sarıkamış'ta askerin kırdırılması da tesadüf değildi.
Diyeceğim şu ki; hiç bir sürü kendi başına yaylaya çıkamaz,
ahıra da dönemez. Tüm sürüler için geçerli bir yaşam tarzı bu.
Avcılar öyle değil ama. Mutlaka işbirlikçileri olmak zorunda.
Kuş yakalayan avcının kolundaki besleme atmaca böyle bir
şerefsiz. Yabani at sürülerine dalan kovboyun altındaki kısrak
da öyle. Saka kuşunu esir edebilmek için onun sevdiği dikenlerin
üzerine ayakları bağlı bir hemcinsini yerleştirirsiniz. Öyle
öter ki lanet; özgür kuşların her birine "tüm güzel
yiyecekler burada, hepiniz gelin" diyerek kıvırır kıçını.
İnananlar takılı kalır ağlara. Sonrası kafesin içi. Geriye kalan
ezici çoğunluk işbirlikçiye inanmayanlardır ki, bilemezsin
sayısını...
Neleri anlatmaya çalışıyoruz? Kuşların ve diğer canlı türlerinin
tokluları seçimle iş başına gelmiş olaydılar bu kadar benzetme
yapmaya da gerek kalmayacaktı. Adı "itirafçı" biri teslim
olup gazetelere boy gösterince peygamber gibi itibar görüyor.
Hatta bu "itiraf bilader" (!) "kimseyi öldürmedim"
dediğinde sözleri bilirkişi raporu sayılıyor. Böyle mi? HE!...
Sonrası Zonguldak'ta Osmançayırı...
Ormana dönelim. Savrulanları, yeşerenleri, ışığı engellendiği
için boy atamayanları görelim. Doğu toprakları bir kaç derebeyi
kalıntısı elinde olan yerde nasıl orman yetiştireceğiz?
Cumhuriyetin ilanından bu yana adil bir toprak reformunu
gündemine almış bir iktidar gördünüz mü siz? Yalandan yere
"en kahraman" (!) kesilmeye çalışan "Rıdvanlar"
kusura bakmasınlar ama bu birincisiydi...
Diğeri, dünya mafyasının cirit oynadığı yer. Asya ile Avrupa
arasında köprü işlevi olduğu için "Turkıyaaa"laşan bal -
kaymak. Ya bu köprüden geçen yükü tanımlasın biri artık. Nedir,
kimdir bu? Sahi konuşan var mı? Ona da kocaman bir HAYIR!..
Ama
biz söyledik ve söyleyeceğiz ki; "köprüden geçen afyon
trafiğinin maddi değeri tüm Avrupa ülkelerinin gayri safi milli
hasılasının toplamına eşit" dendiği zaman "hayır öyle
değil" deyip de gerçeği dünyaya ilan eden bir içişleri
bakanına tanık oldunuz mu? Yine "HAYIR!"..
Öyle ise ne?
Ne
olacak? Hepsi nakliye ve otopark parası ile "ayak bastı"
avantacıları...
Bizim işbirlikçiler hep bunlarla oynadılar.
İt
dalaşlarına gelince, anlaşılmayacak ne vardı ki; çıkar kavgası.
Hizmet bunun neresinde?
|
|
|
|
|
arşiv
Paylaş
|