|
|
|
zonguldak tarihi :
|
| |
|
Zonguldak'ta ilk yasal grev
|
|
Mustafa
Yüce / Yrd. Doç. Dr. / Zonguldak Karaelmas Üniversitesi |
|
mustafayuce@karaelmas.edu.tr |
|
|
|
ANKARA YÜRÜYÜŞÜ |
|
|
|
Zonguldak Kurultayı’nda, Türkiye Taşkömürü Kurumu ile
Zonguldak şehrinin bütünleştiği ifade edildi ve grev yönünde
konuşmalar yapıldı. İşçi sendikası genel başkanı Şemsi Denizer
kurultay konuşmasının sonunda, “Hükümetin sözleşmemiz konusundaki
tavrında değişiklik olmayacağı anlaşıldı,” diyerek grev tarihini 30
Kasım 1990 olarak açıkladı. Grevin önemini vurgulamak için de,
“Bizim grevimiz diğer grevlere benzemez. Zonguldak gerçeğini
bilmiyorlar. Zonguldak’ta grev dendiğinde 2 pankartı bir ilin
girişine, bir de çıkışına asmak gerekir,” ifadesini kullanır. |
|
|
Ankara yürüyüşünün üçüncü günü işçiler Mengen’den çıkıyor |
|
|
|
Grev öncesi gelişmeler
Türkiye Taşkömürü Kurumu işyerlerinde 1 Temmuz 1990 tarihinden
geçerli olacak toplu iş sözleşmesi görüşmeleri için yer ve gün
belirleme toplantısı 9 Temmuz 1990 günü yapıldı. Görüşmelerin en
önemli konusunu ücret teşkil etmekteydi. Bu görüşmeler sırasında
işveren sendikası Türk Kamu Sen birinci altı ayda işçilerin günlük
brüt ücretlerini 28.000 lira ile 36.000 lira arasında çıkarmayı,
sonraki altışar aylık dönemlerde yüzde yirmi beş artırmayı
önermiştir. Bu, işçilerin mevcut ücretlerinin yüzde yüz yirmi
artırılması anlamına gelmekteydi.1 İşçi sendikası da ücretlerin
yüzde iki yüz yirmi artırılmasını teklif etmiş ve bu teklifinde de
ısrar etmiştir. Toplu görüşmenin süresi 21.09.1990 günü dolmuş ve
uyuşmazlık zaptı imzalanmıştır.
Toplu iş uyuşmazlığının barışçı yollarla çözümü prosedürü uygulamaya
konulmuş ve resmi arabulucu olarak emekli iş müfettişi Şemşettin
Karaca 5 Ekim’de göreve başlamıştır. Tarafların anlaşmasıyla
görev süresi uzatılan arabulucunun görevi 30 Ekim’de sona ermiştir.
Arabulucu, raporunda özet olarak ülke ekonomisine yüz yılı aşkın
önemli katkılarda bulunan taş kömürü servetine sahip çıkılması
gerektiğini, “Tüm ülkemizin gurur ve iftihar kaynağı kara elması
canları pahasına üreten maden işçilerine takdir ve saygılarını”
sunduğunu, kömür havzasına ileri teknoloji gelmesi için yatırım
yapılmasının doğru olacağını vurguluyor ve taraflar arasında anlaşma
ortamı bulunmadığını belirtiyor. |
|
|
|
Zonguldak Kurultayı
İşçi
sendikası, yaptıkları toplusözleşme görüşmeleri ile ilgili bilgi
vermek, görüş ve öneriler almak amacıyla 17.11.1990 günü Zonguldak
Kurultayı adı verilen bir toplantı düzenledi. Kurultaya tüm
Zonguldak milletvekilleri, siyasi parti temsilcileri, belediyeler,
muhtarlar ve meslek odaları davet edildi.
Zonguldak Kurultayı’nda, Türkiye Taşkömürü Kurumu ile Zonguldak
şehrinin bütünleştiği ve bunların ayrı ayrı düşünülemeyeceği dile
getirildi ve grev yapılması yönünde konuşmalar yapıldı. İşçi
sendikası genel başkanı Şemsi Denizer kurultay konuşmasının sonunda,
“Hükümetin sözleşmemiz konusundaki tavrında değişiklik olmayacağı
anlaşıldı,” diyerek grev tarihini 30 Kasım 1990 olarak açıkladı.
Grevin önemini vurgulamak için de, “Bizim grevimiz diğer grevlere
benzemez. Zonguldak gerçeğini bilmiyorlar. Zonguldak’ta grev
dendiğinde 2 pankartı bir ilin girişine, bir de çıkışına asmak
gerekir,” ifadesini kullandı.
Son görüşme çağrısı ve grevin başlaması
İşveren
sendikası Türk Kamu Sen 28 Kasım’da, yani greve iki gün kala işçi
sendikasını görüşme yapmak üzere Ankara’ya çağırmıştır. Görüşmelerin
devam ettiği sırada, Cumhurbaşkanı Özal bir toplantıda, “TTK
zarar ediyor, yüzde altmış bile zam versek zarar bir trilyon
olacak,” şeklinde beyanat vermiştir. İşçi sendikası,
taleplerinin çok altındaki bu açıklama karşısında toplantıyı yarıda
kesip Zonguldak’a geri dönmüştür.
29
Kasım akşamı Genel Maden İş Sendikası’nda Türk-İş yöneticileri ile
sendika yönetim kurulu üyeleri bir toplantı düzenlediler. Bu
toplantıda Türk-İş Teşkilat Sekreteri Mehmet Bamyacı, “Maden
işçilerinin sözleşmesi imzalanmadan hiçbir sözleşmenin
imzalanmayacağını” beyan etti.
Bütün
çalışmalara ve çabalara rağmen taraflar arasındaki diyalogun
kesilmesi üzerine, 30.11.1990 sabahı
saat 08.00’de, TTK
işyerlerinde çalışan yaklaşık 42.000 işçi greve başladı. Bugüne
kadar kömür havzasında, ister adına kendiliğinden oluşan doğal işçi
hareketleri, ister işçi direnişleri diyelim, işçilerin çalışma
koşullarından ve ücretten kaynaklanan isteklerini içeren ve geniş
bir araştırmaya konu olabilecek davranışları çok sıklıkta
olagelmiştir. Hatta bu işçiler 1965 yılında kendi sendikalarına
karşı da benzer direnişi göstermişlerdir (yöneticilerinin
kendilerini aldattığı gerekçesiyle). Ancak yasal şekillere uyulmak
suretiyle gerçekleştirilen ilk grev olma özelliğine sahip bu grev,
bu yönüyle de özel bir anlam taşımaktadır. |
|
|
Ankara yolunda yürüyüş kolu
|
|
|
|
Grev süresince meydana gelen olaylar
İşçi
sendikası başkanı Şemsi Denizer,
Gelik’te ilk grev gömleğini giymek suretiyle grevi fiilen başlatmış
oldu. O andan itibaren 2821 sayılı Sendikalar Yasası, 2822 sayılı
Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası, hatta Dernekler Yasası
ile izah edilemeyecek olaylar gelişmeye başladı. Grev anına kadar bu
işçilerin çok düşük bir ücretle çalışmış olmaları, bu iş kolundaki
çalışma şartlarının çok ağır olması, yaklaşık 42.000 işçinin aynı
işyerinde çalışması, bu olayda işçilerin cumhurbaşkanını taraf
olarak görmeleri olayların boyutlarını değiştirdi.
Grevin ilk gününde,
yukarıda anılan yasalara uyulmadan işçiler uzun yürüyüş kolları
oluşturarak sendika genel merkezine doğru yürümeye başladılar.
Sendika genel merkezi önünde toplanan işçilere bir konuşma yapan
Şemsi Denizer, “Artık isteseler de, istemeseler de sesimizi
duyacaklar!” dedi. Bu yürüyüşler ve benzeri konuşmalar grev
süresince aralıksız devam etti. İşçilerin eşleri ve çocukları ile
her gün şehrin merkezinde bulunan sendika binası önünde ve madenci
heykelinin etrafında toplanması şehrin trafiğini altüst etmekte,
civar illerden takviye edilen emniyet kuvvetlerinin aralıksız
çalışmasına neden olmaktaydı.2
Grevin birinci
gününden, sona ermesine kadar olağanüstü günler yaşanan Zonguldak’ta
olaylar şu şekilde gelişti. Hangisinin sempatiyle, hangisinin
istemeden yaptığı bilinmiyor ama esnafın bir kısmı kepenklerini
kapattı, (birkaç saat süren bu eylem emniyet kuvvetlerinin
müdahalesi ile sona erdirildi), bir kısmı da yürüyüşlere katıldı.
Belediye işçileri madenci grevini desteklemek amacıyla bir günlük
işi bırakma eyleminde bulundu. Zonguldak Barosu’na bağlı avukatlar
cüppelerini giymek suretiyle yürüyüşlere katıldılar.
Grevin bu derece
benimsenip desteklenmesinin başlıca nedeni, kömür işletmelerinin
Zonguldak şehrinin ayrılmaz bir parçası olması, bu işletmelerin
kapatılması halinde yörenin tek istihdam kaynağının ortadan
kalkacağı, halkın bu yöreden zorunlu olarak göç edeceğidir.
Grev ilk haftasını
doldurduğunda, Türk ve dünya kamuoyu ilgisini bu yöne çevirmeye
başladı. TRT’de yapılan Hodri Meydan programında, sendika başkanı
Şemsi Denizer ile Devlet Bakanı İbrahim Özdemir’in konuyu
tartışmaları kamuoyu tarafından ilgiyle izlendi. Grev Türkiye’de en
çok konuşulan konular arasına yer aldı ve kamuoyunun tartışmasına
açılmış oldu.
Grevin 9. gününden
itibaren yurtiçi ve yurtdışından çeşitli kişi ve kuruluşlar,
madencilere para ve erzak yardımı göndermeye başladılar. Grevin
devam ettiği esnada maden işçileri, Otomobil-İş, Çelik-İş,
Özdemir-İş sendikalarının 9 Aralık 1990 günü İzmit’te düzenledikleri
mitinge katıldılar. |
|
|
Destek verenlerden
Uğur Mumcu, Fatma Girik, İlhan Selçuk,
Ali Sirmen, Yaşar Seyman;
ortada Şemsi Denizer
|
|
|
|
Ankara yürüyüşüne hazırlık
Yılbaşından bir hafta önce, Türkİş’in 3 Ocak’ta yapmayı planladığı
işe gitmeme eylemi, Zonguldak grevi ile beraber kamuoyunun
ilgilendiği konuların başında gelmeye başladı. Aynı günlerde Genel
Maden-İş Sendikası Başkanı Şemsi Denizer yaptığı konuşmalarda 4
Ocak’ta otobüslerle Ankara’ya gidileceğini, Etimesgut’tan Çankaya’ya
kadar yürüneceğini belirtiyordu. Aynı tarihlerde Başbakan Yıldırım
Akbulut yılbaşı tatilini Abant’ta geçireceğini ve burada sendika
yöneticileriyle görüşebileceğini
TRT aracılığıyla duyurmuştu. 31 Aralık günü Abant’ta 6,5 saat süren
görüşme sonunda Denizer, “Sayın Başbakanın konuya sıcak baktığını
gördük, ocakların kapatılmayacağı güvencesini aldık. Ayrıca meslek
hastanesi sözü verildi. Ücret konusu yarın ele alınacak,”
şeklinde beyanatta bulundu.
1 Ocak 1991 günü Başbakanlıkta yapılan görüşmeye Başbakan Yıldırım
Akbulut, Devlet Bakanı Cemil Çiçek ve Kamu Sen Genel Sekreteri ile
işçi sendikası yöneticileri katıldılar. 1,5 saat süren görüşmeden
sonra Başbakan Yıldırım Akbulut basına yaptığı açıklamada, 250
milyar daha ilave yaptıklarını söyledi. Denizer görüşmeler hakkında
açıklamalar yaparken, Abant’taki yaklaşımı Ankara’da bulamadıklarını
ve hükümet içinde sözleşmenin bitmesini istemeyenler olduğunu
belirtti.
3 Ocak eylemi, Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun almış olduğu karar
gereği genelde işe gitmeme olarak gerçekleşti. Türkiye genelinde
olaysız geçen gün için, Türk-İş katılımın yüzde doksan olduğunu
belirtti. Aynı gün Zonguldak’taki yürüyüşlere devam edildi. Ancak
ertesi gün Ankara’ya yürüyüş başlatılacağı için sloganlarda da
değişiklik olduğu göze çarpıyordu. Yine o gün Denizer işçilere,
“Yiyeceğinizi içeceğinizi alın. Yarın sıkı giyinin gelin,” demek
suretiyle hazırlıklı olmalarını istemiştir. |
|
|
Yürüyüşten bir an
|
|
|
|
Ankara yürüyüşü başlıyor…
4 Ocak
günü maden işçilerinin Ankara’ya otobüslerle gideceği belirtilmiş ve
gerekli vasıta temin edilmişti. Emniyet güçleri Ankara’ya gidişi
önlemek amacıyla araçların Zonguldak’a giriş ve çıkışını engelledi.
Sendika yönetim kurulu araçların engellendiğini öğrendikten sonra,
basın temsilcilerine yürüyüşün 08.00’de yaya olarak başlatılacağını
açıkladı.
Ellerinde yiyecek çantaları ile sıkı şekilde giyinmiş madenciler
yürüyüş kolları oluşturdular. Genel Başkan Şemsi Denizer Madenci
Anıtı önünde işçilere hitaben şu konuşmayı yaptı: “Biz arabalarla
gidecektik, fakat araçlarımız engellendi. Şimdi anayasadaki seyahat
özgürlüğümüzü kullanarak, yürüyerek Ankara’ya gideceğiz. Madenciye
yakışır disiplin ve düzen içinde, tıpkı burada olduğu gibi
yürüyeceğiz. En önde ben ve arkadaşlarım olacağız, gazamız mübarek
olsun.” Böylece büyük yankılar uyandıran ve kamuoyuna Ankara
yürüyüşü olarak mal olan yürüyüş saat 09.30’da başladı.
Yürüyüş
devam ederken, güzergâh üstünde ve civarındaki köylerden gelen
madencilerin de yürüyüşe katıldığı gözlenmekteydi. Yürüyüşün önünde
Denizer ile birlikte SHP Genel Sekreter Yardımcısı Cevdet Selvi, SHP
İstanbul Milletvekili Mustafa Sarıgül, 13 SHP milletvekili ve
Petroliş Sendikası Genel Başkanı Münir Ceylan’ın bulunduğu görüldü.
Yedi
saatlik yürüyüş sonunda Karamanlar köyünde mola verildi. Yakın
köylerde oturanlar geceyi köylerinde geçirirken, diğerlerinin bölüm
bölüm Devrek’e taşınacağı ve Devrek halkı tarafından ağırlanacağı,
tüm binaların konaklamak için açıldığı
duyuruldu.
Olayı daha
ayrıntılı anlatabilmek için ertesi günün gazetelerinden birkaç
alıntı yapmak istiyorum. 5 Ocak 1991 Cumartesi günü Hürriyet
gazetesinin manşet haberi, “Otobüslere binmeleri engellenen
60.000 Maden İşçisi, çoluk çocuk Ankara’ya yürüyor”. Yine aynı
tarihli Milliyet gazetesi, haberi manşetten şu şekilde vermektedir:
“45.000 madenci yolda,” alt başlıkta da, “Zonguldak’lı
işçilerin otobüsleri kente sokulmadı… binlerce işçi ve yakını 268
km’lik Çankaya yoluna koyuldu… Ankara’da Köşkte olağanüstü önlem”
şeklinde haberi duyurmuştur.
Aynı gün konuyla
ilgili olarak TİSK Genel Başkanı Refik Baydur şunları söylüyordu:
“Eylem, 1987’den bu yana gelen birikimler sonucu ortaya çıkmıştır.
Bu işi bir yevmiye keserek kapattıktan sonra unutmayıp, oturup
düşünelim. Frijit, katı hukuk kurallarıyla endüstri ilişkileri
çözümlenemez. Bu gözden uzak tutulmamalıdır.” Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı İmren Aykut, “Eylemin fevkalade ılımlı geçmesine
hayret ettim. İşçinin işine son verilmesi işverenin elinde. Yasal
hakkını kullanmak isteyebilir. Ama ben bunu önlemek için elimden
gelen çabayı gösteririm. Ben çalışma barışının korunmasını
istiyorum,” şeklinde demeçler vermişlerdir. İlgili Devlet Bakanı
Cemil Çiçek de görüşlerini şu şekilde dile getirmiştir: “İşçi ve
işveren ilişkilerinde toplumsal sözleşmeye
ihtiyaç vardır. Zonguldak
işçilerinin yürüyüşünü kanuna aykırı
buluyorum. Bu işin Çankaya ile ilgisi
yok. Grev, muhalefet partilerince siyasi
platforma çekilmek istenip tahrik
edilmektedir.”3
SHP Genel Başkanı İnönü,
“Yürüyüş halk hareketi” dedikten
sonra konuya ilişkin görüşünü şu
şekilde bildirmiştir: “Zonguldak’tan
Çankaya’ya yürüyen işçilere her türlü
desteğin sağlanmasını, polisiye
tedbirlerin ülkede bir iç savaşa
yol açabileceği konusunda
endişeliyim.” |
|
|
|
Ankara yürüyüşünün ikinci günü
Geceyi Devrek’te geçiren işçiler, 5 Ocak 1991 günü yürüyüşlerine
devam ettiler. 2. gün, Başbakan Yıldırım Akbulut’tan Bolu’da görüşme
teklifi geldi. Bolu’da gerçekleştirilen toplantıdan sonra, Başbakan
Akbulut gazetecilere yaptığı açıklamalarda, “Önce yürüyüş
durdurulacak, işçiler dönecek ve daha sonra görüşmelere geçeceğiz.
Bu şartlar altında görüşme yapamayız. Mesajın alındığını
söylüyoruz,” dedi. Denizer de şu açıklamayı yaptı: “Yeni bir
ücret teklifi vermediler, yürüyüşü durdurmamız istendi, durumu
arkadaşlarla değerlendireceğiz.”
Görüşmelerin devamı süresince işçiler Mengen’e ulaştılar. Denizer
belediye hoparlöründen konuşarak,
Mengen’de
konaklanacağını duyurdu. Mengen’de
öncelikle kadınlar evlerde
geceledi, geri kalanlar dışarıda
ateş başlarında, kahvelerde, okulda
ve camilerde geceyi geçirdiler. |
|
|
İlk gece işçiler geceyi ateş başında geçiriyor
|
|
|
|
Ankara yürüyüşünün üçüncü günü
Yürüyüşün 3. günü, 6 Ocak 1991’de Mengen’den yola çıkıldı. Eski Çağa
civarında Deller köprüsüne barikat kurulduğu, yolun iki dozer ve
binlerce polis ve jandarma tarafından kapatıldığı görüldü. İşçilerin
bu barikatı da aşması halinde E–5
karayoluna
çıkacakları ve Ankara-İstanbul
yolunun kapanacağı anlaşıldığından,
burada çok sıkı güvenlik önlemleri
alındığı anlaşılmıştı.
O günün
gazetelerinde yer alan haber ve demeçlere yer vermek suretiyle olayı
daha canlı anlatma imkânımız olacaktır. Milliyet’te manşetten
verilen haber, “E-5’te Yüksek Tansiyon”, alt başlık,
“Türkiye’nin kalbi dün E–5 Karayolunda attı. Zonguldak’tan yola
çıkan on binlerce madenci ile asker ve polis çatışması son anda
önlendi”.
Yine
aynı gazetede, Cumhurbaşkanı Özal’ın demeci, “Denizer ile
anlaşmak mümkün değil. Adam Nuh diyor peygamber demiyor. Biz,
Batının sendikal hareketlerini almışız ama yöntemini değil. Orada
yüzde 10–12 farkla masaya oturulur. Bizde ise yüzde 100–500 arasında
bir farkla. Bunda bir yanlışlık var,” şeklindeydi.
Barikata ulaşıldığında Genel Başkan Denizer, “Vali bey nerede?”
diye sorarak, görüşmek istediğini belirtti. Barikatı geçerek
ilgililerle görüşebileceği kendisine iletildi. Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı İmren Aykut ile telefon görüşmesi yapan Denizer,
bakanın işçilerin geri çekilmesini ve görüşmelere başlanmasını
teklif ettiğini söyledi. Şemsi Denizer daha sonra gecenin Mengen’de
geçirileceğini açıkladı. |
|
|
|
Ankara yürüyüşünün dördüncü günü
Dördüncü gün, 7 Ocak 1991’de işçiler geceyi sıfırın altında 5-6
derecede, gruplar halinde yaktıkları ateşin çevresinde uyumadan
geçirdiler. Barikat çevresinde konaklayan ve sabahın erken
saatlerinde barikatın yanına gidenler arasından 201 kişi emniyet
güçleri tarafından alınarak Gerede’ye götürüldü.
Hükümetin ve emniyet güçlerinin kararlı tutumları, yol üzerine
barikat kurulması ve barikata yaklaşanların emniyet güçlerince
tutuklanması, olayın boyutlarının büyüyeceğinin ve belki de üzücü
olayların meydana geleceğinin habercisiydi. Buna ilave olarak aşırı
soğuk ve barınma imkânlarının olmaması, sendika yöneticilerine iki
alternatif bırakmıştı. Ya yürüyüşe devam edilecek veya geri
dönülecekti. Genel Merkez ve Şube Yönetim Kurulları bir
değerlendirme toplantısı yaptı ve geri dönülmesi kararı alındı.4 |
|
|
|
Ankara yürüyüşü sona eriyor
Beşinci
gün, 8 Ocak 1991. Denizer’in belediye binasından konuşma yapacağının
açıklanması üzerine, bina etrafında toplanmalar başladı. Denizer
konuşmasında, “Grevimiz 40 gündür devam ediyor. Yaptıklarımızla
Türkiye işçi sınıfına örnek olduk. Sizlerle Türkiye’yi bütün dünya
tanıdı. Türkiye’nin gerçeklerini gözler önüne serdiniz. Bugün ben ve
arkadaşlarım Ankara’ya görüşmeye giderken, siz Zonguldak’a dönecek
ve dinleneceksiniz. Bu mücadele uzun solukludur. Mücadelemiz
sürecek,” dedi. Bu konuşmadan sonra işçiler araçlara binerek
Zonguldak’a geri döndüler.5 |
|
|
|
Grevin sona ermesi
25 Ocak
1991 günü, Bakanlar Kurulu’nun bütün grevlerin ertelediğini
açıklamasına kadar geçen süre içinde, sendika yöneticileri ile
hükümet yetkilileri arasındaki görüşmelerden bir netice alınamadı.
Hükümet sözcüsü 25. 01. 1991 günü, Zonguldak grevinin işçilerin
kaybının önlenmesi için 30 gün ertelendiğini söyledi. Gerekçenin ve
sürenin yasalara uygun olmaması üzerine Çalışma Bakanı ikinci bir
açıklama yaparak, süreyi 60 gün, gerekçeyi ise Körfez bunalımına
dayanarak düzeltti. Bu açıklamalardan sonra, yasa gereği 27 Ocak
Pazar günü 16–24 vardiyasından sonra işçiler işbaşı yaptı.
Kamu-Sen’den yapılan görüşme çağrısı üzerine sendika yönetim kurulu
Ankara’ya gitti. Sendika zorunlu olarak görüşmelere başladı. 2822
sayılı yasanın 34. maddesi gereği, erteleme sonunda taraflar
anlaşamazlarsa ya özel hakeme gidilecek ya da uyuşmazlığı Yüksek
Hakem Kurulu çözecekti. Bu durumda sendikanın seçeneği kalmamıştı.
30 Ocak–4 Şubat tarihleri arasında görüşmeler devam etti.
Görüşmelerden sonra, yönetim kurulu Zonguldak’a döndü ve 5 Şubat
günü, grev komiteleri ve çok sayıda işçinin katıldığı bir
toplantıda, yaptıkları görüşmeler hakkında bilgi verdi. Denizer
toplantıda şunları söyledi: “Birlikte başladık, birlikte
sürdürdük, birlikte karar vereceğiz, mücadele tarihine altın bir
sayfa ekledik, Körfez bunalımı ve savaşla karşı karşıyayız. Bu uzun
soluklu bir mücadeledir. İlk rakamlar grev dönemimizde buraya
yükseldi. Ancak bunlar bizim de arzuladığımız rakamlar değil.”
Toplantıda bulunanlar, “Başkan kararı sen ver, bu işin 92’si de
var,” diyerek yöneticilerine güvenlerini belirttiler. Toplantıda
sözleşmenin imzalanması yönünde karar verildi. 6 Şubat 1991 günü,
Türk Kamu-Sen ile Genel Maden-İş Sendikası toplu iş sözleşmesini
imzaladılar.6 |
|
|
|
Toplusözleşmenin imzalanmasından sonraki gelişmeler
Toplusözleşmenin imzalanması ile beraber, Zonguldak’ta kira
artışları dâhil, piyasada bulunan her şeyin fiyatının hemen
değiştiği gözlenmiştir. Bu konudaki şikâyetini yeraltında kazmacı
olarak çalışan Şerafettin Arslan şöyle dile getirmektedir: “Toplu
para alamadığımız için piyasaya çıkamadım. Önce borçlarımı
ödeyeceğim, sonra parama göre alışveriş yapacağım. Para peşin olunca
fiyatlar iniyor. Taksitle alış-veriş yapmak istemiyorum. Sözleşmeden
sonra taksitle alış-veriş piyasayı yükseltti”.7
Sözleşmenin imzalanmasından sonra, Genel Maden-İş Sendikası bir yapı
kooperatifi kurmak suretiyle üyelerini ortak olmaya çağırmış,
İstanbul Sarıyer’de 5 bin konutluk arsa temin ettiklerini, ayrıca
Ankara ve İzmir’de de arsa temin edeceklerini duyurmuştur.8
Sendikanın yapmış olduğu ikinci iş, “Güçlü sendikacılık için
tüzük
değişimi” sloganıyla olağanüstü genel kurul yapma kararıdır. Genel
kurulda sendika aidatlarının yüzde 1,5’dan yüzde 2’ye çıkarılması,
bir de Uluslar arası Maden İşçileri Federasyonu’na üye olma konusu
görüşülmüştür (Genel kurulun 2 gündem maddesi vardı). Üye
aidatlarının artırılması delegeler tarafından reddedilmiş, Uluslar
arası Maden İşçileri Federasyonu’na üyelik ise kabul edilmiştir.9 |
|
|
Yürüyüş ağaçlık bir bölgede ilerliyor.
|
|
|
|
dipnotlar
1 Genel
Maden-İş Dergisi, sayı: 33-Aralık 1990, s. 4.
2 Hamit
Kalyoncu, Kömürde Açan Çiçek, Pervaz Yayınları, Ankara 2005, s. 277.
3
Milliyet gazetesi, 5 Ocak 1991, s. 1.
4 Genel
Maden-İş Dergisi, sayı: 33 Ocak 1991, s. 27.
5
Zonguldak Gerçeği (Şemsi Denizer Anlatıyor), Zonguldak 1991, s. 215.
6 Genel
Maden-İş Gazetesi, 9 Şubat 1991, s. 1.
7 Genel
Maden-İş Gazetesi, 2 Mart 1991, s. 4.
8 Genel
Maden-İş Gazetesi, 2 Mart 1991, s. 1.
9 Genel
Maden-İş Gazetesi, 4 Nisan 1991, s. 1. |
|
|
|
Bu
yazı TOPLUMSAL TARİH
(180)
ARALIK 2008'de yayınlandı |
|
|
|
sitemizdeki yayın tarihi: 20 Şubat 2009 |
|
son güncelleme tarihi:
02 Aralık 2009 Çarşamba |
|
|
|
Yazarın
diğer yazıları |
x
|