|
Zonguldak’ın en
oylumlu kitabını(1) yazan Sayın Hamit Kalyoncu
ile eseri üzerine bir söyleşi yapmıştım.(2)
Eserde, Zonguldak’ın
Gaca
adlı bir köyden gelişerek oluştuğu söyleniyordu.(3)
Buna ilişkin şu soruyu yönelttim kendisine:
Sayın Kalyoncu,
eserinizin ‘Farklı Kültürlerin ve Yaşamların Kenti’ bölümünde
(ayrıca s. 216 ve 298’de), Zonguldak’ın, Çaycuma nahiyesine bağlı
‘Gaca’ köyünün bir mahallesi olduğu belirtiliyor. Ancak, eserin
hiçbir yerinde bu sözcüğün etimolojisi üzerinde durulmuyor. Sözcüğün
ne TDK-Türkçe Sözlük’te, ne de TDK-Tarama Sözlüğü’nde bir karşılığı
var. Kamûs-ı Türkî ile Divânü Lugâti’t-Türk’te de bulamadım. Eğer
sözcük Türkçe değilse, hangi dilden olabileceği ve ne anlama geldiği
araştırma konusu yapılabilir.
‘Gaca’
sözcüğünün Romani dilindeki karşılığı ‘(yabancı) kadınlar’dır. Biraz
daha ayrıntılı bakacak olursak; ‘gaco = (yabancı) erkek, gace =
(yabancı) erkekler, gaci = (yabancı) kadın’ demektir. Bu bilgiler
ışığında, ‘Gaca Köyü’nün eski bir Roman yerleşim yeri olma olasılığı
üzerinde durulabilir mi?
Sayın Kalyoncu,
uzunca bir yanıt vermiş bana. Olduğu gibi yazıya alıyorum:
Sayın Güngör
Şenkal,
″Kömürde Açan
Çiçek’ adlı kitapta; Gaca sözcüğünün etimolojisi üzerinde
durulmadığını, Gaca köy adının
anlamı için Türk dilinin kaynak yapıtlarında bilgi bulamadığınızı,
bu adla ilgili Romani dilinden örnekler vererek, eski bir Roman
yerleşim yeri olabileceği düşünülebilir mi?″ diyorsunuz.
Zonguldak
yöresindeki köy adları, yer adları ile ilgili bir araştırma
yapılabilir ve bu arada gaca sözcüğünün
etimolojisi üzerinde de durulabilir. Ben size Gaca sözcüğü ile
ilgili olarak Meydan Larousse Ansiklopedisi’nden, internetten ve
kent yaşamından derlediğim bilgileri aktarıyorum: Gaca, Zonguldak’ın
hemen yanıbaşındaki bir köyün adı. Eski Zonguldak-Ankara karayolu
üzerindeki Gaca rampası geçmiş yıllarda çok keskin virajları ile
nice şoföre kan kusturmuştur. Kent yaşamında Gacalı sözü şaka,
latife olarak; alaya alma, küçümseme, dalga geçme, şehir hayatına
uyum sağlayamama anlamlarını içerir. Ne ilginçtir Gacal sözü
de, aşağıda gösterildiği gibi tarihsel süreçte benzer anlamları
taşımış. 1850 yılında da bu köyün adının Gaca olduğu, kitabın
57. sayfasında verdiğimiz Osmanlı Varidat-Temettü Defterleri
kayıtlarından anlaşılıyor.
GACALLAR:
Kuzeydoğu Bulgaristan’da, Deliorman bölgesinde yerleşen Müslüman
Türkler’in bir kısmı. Genellikle Rusçuk, Silistre, Varna ve Şumnu’da
yerleşmişlerdir. Deliorman’daki Türkler; Türk, Tatar ve
Gagavuzlar’dan meydana gelir. Deliorman’ın yerli halkı olarak kabul
edilen Gacallar konusunda araştırma yapan bilginler, bunların
Osmanlı’dan önce buralara gelip yerleştikleri fikrinde birleşirler.
Baskakov’a göre Gacallar’ın dili, Gagavuz Türkçesi ile büyük
benzerlikler gösterir. (Meydan Larousse: Cilt:4 sh.899)
GÖÇMENLER
(Pomaklar, Gacallar): Türkiye, bulunduğu coğrafi ve jeopolitik
özelliklerinden dolayı tarih boyunca değişik toplumların uğrak yeri
olmuştur. Bu göçler: 1-Batı’dan Balkanlar’dan, Bulgaristan’dan gelen
göçler, 2- Doğu’dan gelen göçler, 3-Kuzey’den Kafkasya’dan gelen
göçler. Bugün Türkiye’ye göçler yolu ile gelenlere bakılırsa
Batı’dan yani Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Arnavutluk,
Romanya, Makedonya çevresinden gelen göçler önemlidir. Trakya’da
İslamiyet öncesinde Hristiyanlık vardır. Batılı göçmenlere: Göçmen,
Muhacir, Pomak, Torbeş, Gaca v.s. adları veriliyor
Osmanlı
İmparatorluğu 16. ve 17. yüzyıllarda Balkanlar’da yayıldığı dönemde
fethedilen topraklara Orta-Anadolu’dan Türk nüfusu ikâme ederdi
(yerleştirirdi). Giden nüfus, gittiği yerdekilerle bir süre sonra
zorunlu olarak bir kültürel alış-verişe girerdi. İşte, Gacallar
da bu toplumsal gelişmeler sonucunda oluşmuş bir kimliktir.
Şumnu ve Razgrad Bulgarları bütün Türk köylülerine Gacal veya
Çitak adı vermiş. Deliorman Türkleri bazı durumlarda Dobruca
Türklerini Gacallar diye isimlendirmiş. Bu isim biraz
küçültücü anlam, aşağılama anlamı taşıyormuş. Dobruca ve Karadeniz
boylarına yerleşen Oğuz Türkmenleri, İlk Bulgarlar ve Gagavuzlar
arasında Hristiyanlık yayılmış. Deliorman’a yerleşen Peçenekler,
süreç içinde Gacallar ve Çitaklar adı verilerek
Müslüman olarak kalmışlar. Bulgarlar, Türkler’e Gacallar veya
Çitaklar diyor. Evliya Çelebi 17. yüzyılda Bulgaristan’ı gezerken,
Gacallar veya Çitaklar denilen topluluğun, Tatar, Ulah, Moldavan ve
Bulgarlar’ın sentezinden oluşmuş olabileceğini yazıyor.
Romani dilindeki
anlamları göz önüne alınarak, Gaca adını taşıyan köyün bir Roman
yerleşim yeri olabileceği düşünülebilir mi? Yukarıda verilen
tarihsel süreç göz önüne alındığında, Gaca köy adının anlamını bu
tarihsel ve toplumsal olaylarda aramak daha doğru bir yol değil
midir? Türkçe’de l (le) sesinin, akıcı bir ses olması nedeniyle bazı
hallerde eklendiği sözcüklerden düşebileceğini ve bu durumda Gacal
ile Gaca adlarının aynı sözcük olabileceğini mi düşünmeliyiz?
Gagavuzca, Bulgarca, Tatarca, Ulahça, Moldavanca ve Bulgaristan
Türkleri’nin (Dobruca, Razgrad, Deliorman) dillerinde bu Gaca
sözcüğünü mü araştırmalıyız? Yoksa Gaca köyüne
giderek araştırmaya oradan mı başlamalıyız?″
Bu yanıtın,
gerek yazarın görüşleri gerekse de aktardıkları açısından
eleştirilecek yanları vardır ve bunlar bu yazının tartışma
konusudur.
Söyleşide,
köyün, yalnızca ses benzerliğinden yola çıkarak Romani dille
ilişkisi olasılığı üzerinden, Roman yerleşim yeri olup olamayacağını
sormuştum. Bu soruma karşılık aldığım yanıtta, Gaca ya da
Gacal sözcüğüyle Romanlar arasında, bilimsel dille söyleyecek
olursak,
henüz gözlem ya
da deneyle doğrulanmamış, ama doğrulanması beklenen bir ilişki
olduğu seziliyordu.
Tartışmanın
verimli olabilmesi için alan çalışması yapmak daha doğru göründü
bana. Belge taramanın yanısıra katılımlı gözlemde bulunabilmek için
Bulgaristan’ın yolunu tuttum. Veri toplama çalışmalarım sırasında
görüşme ve yazışma gibi yöntemler izledim.
Bu yazıda Sayın
Kalyoncu’nun ileri sürdüklerini yazılış sırasına göre gözden
geçirecek olursak; Gaca köyü ve Gaca rampası üzerine
söylenenler konuya bir açılım kazandırmadığı gibi, soruma yanıt
niteliği de taşımıyor.
Kent yaşamından
derlendiği söylenen ‘anlam’lar, Gacalı -Gaca köyünden olan-
sözcüğünün anlamı olmaktan öte, kullanım maksadına işaret eder.
Başka bir söyleyişle, şehir hayatına uyum sağlayamayanları
alaya alma, onları küçümseme ve onlarla dalga geçme amacıyla
söylenen bir söz olduğu ileri sürülebilir. Ama bu yine de Gaca’nın
anlamını açıklamaktan uzaktır.
Gacalı
sıfatı, Gaca köyündekilere yüklenen bazı özellikleri ifade edebilir.
Kdz. Ereğli’de de Kaptaşlı (Kaptaş, Alaplı’ya bağlı bir
belde) derler, yine aynı küçümseyici edayla. Bun(lar)dan yola
çıkarak, sözcüğün topluluk adı olduğu gibi bir düşünce ileri
sürmemize olanak yoktur.
Demek ki,
araştırmayı sürdürebilmemiz için ayrı bir yönteme gereksinim
duymaktayız.
Meydan
Larousse’dan alınan bölüm özenle okunduğunda, iç tutarlılıktan
yoksun olduğu görülür. Bir defa, Deliorman’daki Türkler adı altında
verilen Tatarlar’ı Türk değil, Moğol kabul etmek daha doğru bir
yaklaşımdır.(4)
Deliorman
bölgesine yerleşen Müslüman Türklerin bir kısmı
dendiğinde,
Gacallar’ın bölgeye yerleşen farklı Türk boylarından biri olduğu
anlaşılır. Buna karşın, Gacallar’ın Deliorman’ın yerli
halkı olması meselesi var; yazı içinde tartışacağız.
Sayın
Kalyoncu’nun verdiği ansiklopedik bilgide bilginlerden söz
edilse de, yalnızca Baskakov’un adı anılmış, Baskakov da dil
açısından ele almış konuyu.
İnternetten
yapılan alıntıda,(5) göçmenlere Gaca adı
verildiği de yazılı. Gaca sözcüğü yalnızca burada geçiyor.
Gacallar, melez bir kimlik olarak tanımlanmış. Yazının
devamındaki iki yerde bu adın, Bulgarlar tarafından Türklere
verildiği ileri sürülmüş. Evliya Çelebi de, Gacallar veya
Çitaklar(6) denilen topluluğun Tatar, Ulah,
Moldovan ve Bulgarların sentezinden oluştuğunu yazmış, deniyor.(7)
Buna göre, Gacallar’ın -dil dışında- Türklükle bir ilişkisi
yok!
Yazarımız,
bundan sonra, Gaca’dan Gacallar’a geçişini dolaylı
olarak açıklamaya çalışıyor. Diyor ki, Türkçe’de l (le) sesinin,
akıcı bir ses olması nedeniyle bazı hallerde eklendiği sözcüklerden
düşebileceğini ve bu durumda Gacal ile Gaca adlarının aynı sözcük
olabileceğini mi düşünmeliyiz?
Türkçede ünsüz
düşmesi olayının hangi hallerde ve nasıl olduğu belirlenmiştir.
Gacal sözcüğünün sonundaki ‘l’ sesinin ‘bazı hallerde’ nasıl
düştüğü açıklanmaya muhtaçtır.
Ardından gelen
soru tümcesi de önemlidir: Gagavuzca, Bulgarca, Tatarca, Ulahça,
Moldavanca ve Bulgaristan Türkleri’nin (Dobruca, Razgrad,
Deliorman) dillerinde bu Gaca″ sözcüğünü mü araştırmalıyız?
Bu soruya benim
yanıtım, evet, araştırmalıyız″ olur. Ancak soruda içime sinmeyen bir
durumun varlığını da belirtmeliyim. Burada sıralanan dillerin
yanında, gerek Zonguldak yöresinde gerekse de Deliorman ve Dobruca
yörelerinde Romanlar yaşamaktadır. Önerilen araştırmayı neden
Romanlar arasında ve Romani dilinde de yapmıyoruz? Yazıda bundan bir
iz görülmüyor. Aksine, benim söyleşi sorumda geçen, Romani diliyle
olabilecek bir bağlantıyı yadsıma var.
Güney
Bulgaristan’ın Kırcali ve Cebel bölgelerinde yaptığım araştırmada,
burada yaşayan ve Türkçe konuşan toplulukların (Türkler ve kısmen
Pomaklar) Gacal sözünü duymamış olduğuna tanık oldum.
Daha sonra
geçtiğim Deliorman ve Dobruca yöresinde (Kuzeydoğu Bulgaristan)
onlarca insanla görüştüm. Edindiğim bilgileri burada okurla
paylaşacağım.
Rusçuk’ta
başladığım araştırmamın ikinci bölümünde görüştüğüm kişilerden biri,
Sayın Ali Ortapınar’dı. 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi’nden emekli Öğretim Görevlisi olan Sayın Ortapınar,
Rusçuk’ta dini eğitim veren bir okulda müdür yardımcısı. Gacallar
hakkında bilgisi yoktu.
Diğeri ise, beni
konu üzerinde aydınlatması en fazla beklenen Sayın Muharrem
Muharremov’du. Bunun nedeni, emekli öğretmen olan Muharremov’un,
Ruscuk
i Turkskata Obstshost v Ruse: 1860–2002 / 1860–2002 Rusçuk ve Türk
Topluluğu
adlı bir tarihsel inceleme kitabının olmasıydı. Eseri Bulgarca’dır.
Kendisi bize, Rusçuk ve Osmanlı dönemi üzerine birçok bilgi sundu.
Ancak, Gacallar adlı bir topluluğu o da duymamıştı.
Gacallar’ı
duymayanlar bu kadar değildi. Görüştüğüm insanların (Türk – Sünni,
Kızılbaş ve Bektaşi; Kırım Tatarı; Gagavuz) tamamına yakını hiç
duymamıştı. Bazı insanların duymuşluğu vardı, ama ne olduğu hakkında
bir fikri yoktu. Bunlar arasında işinde gücünde olanlar da vardı,
belli bir toplumsal statü edinmişler de.
Gacallar’ı
duymamış olanlardan bazılarının adını vermekle yetineceğim: Aydın
Naim (Rakovski, Emekli okul müdürü ve öğretmen.), Prof. Dr.
İbrahim Yalamov (Sofya Yüksek İslam Enstitüsü - telefon
görüşmesi), Bilal Darcan (Dobruca Müftüsü), Aygül Gavazova
(Kırcali, Tercüman – telefon görüşmesi), Ali Bayram (Dulovo,
Tercüman), Ahmed Kulidzi (TV Ludogorie - Razgrad),
Vahiddin Tenekecioğlu (Dulovo, Bektaşi Dedesi), Buniat S.
Tatarov (Rakovski Muhtarı) vd.
Gacallar
sözüne bir anlam veremeyenlerden bazıları, ses benzerliğinden ötürü
yakıştırma yoluna giderek, Kırcalıları mı soruyorsun veya
Kırcalılara diyorlar biçiminde karşılık verdi.
Bir kişi (Nihat
Süleyman), 1995 yılında askerdeyken, Kırcali tarafındakilere
Gacal dediklerini Bulgarlardan işitmiş. Bunu doğrulayan bir
bilgiye ulaşamadım.
Beni şaşırtan
ilk görüşme, Zafirovolu, orta yaşlı bir Türk ile oldu. Gacal
diye kendilerine söylendiği ve Türklerle Müslümanların gaco
olarak adlandırıldığı bilgisini verdi. Böylelikle, kendisine
Gacal dendiğini bilen bir kişiyle tanışmış oldum. Ancak, o da
sözcüğün anlamını ve kendilerine söyleniş nedenini bilmiyordu.
Konuşmayı anlattığım Ali Bayram (73), Zafirovo Bulgar köyü
olduğundan, Bulgarlar Türkleri aşağılamak için Gacal diyordur, diye
yorumladı.
Romanlarla
yaptığım görüşmelere gelmeden önce, birkaç görüşmeyi daha aktarmak
istiyorum. Bunlardan en ilginci, Lütfü Mehmet Gacal (60) ile
olanıdır. Dulovo’da, soyadı Gacal olan bir ailenin varlığını
öğrenince, hemen görüşmeye gittim. Sosyalist dönem sonrasında, ad
değiştirmeler sırasında kendisine verilen adı istemeyerek, lakabları
olan Gacal’ı soyadı olarak aldığını anlattı. Hatta bunun için
dava bile açmış. Neden kendilerine bu lakabın takıldığını ya da
lakabın anlamını bilmiyor. Mehmet Gacal’ın halası (75), üvey
dedesinin ölmeden önce ağır hasta olduğunu, ziyarete gelenlerin ona
Gacal diye hitap ettiğini duymuş. Nedenini bilmiyor.
Dulovo’ya geldikleri yerin adı: Golebina / Oyardanvo
Gacallar’ın
ayrı bir topluluk olduğunu söyleyen Sayın Ali Osman Dağlı (60),
onların yukarı bölgede, yani kuzeyde yaşadığını ileri sürüyor. Oysa
kendisiyle karşılaştığım yer (Dulovo’ya 8–10 km.) yeterince kuzeyde!
İnternetteki
bazı yazılarda, Gacallar’ın aynı zamanda Batı Trakya’da da
yaşadığı bilgisi vardır. Bunun doğruluğunu Gümülcine’de yaşayan
edebiyatçı dostumuz Sayın Rahmi Ali’ye sordum. Rahmi Ali’nin
yanıtı: Bizde, benim bildiğim kadarıyla, ‘Gacal’ sözü geçiyor. Ancak
insanlar birbirlerine takılırken, ‘hadi be, Gacal, sen de’
gibilerden. Yoksa kendilerini "Gacal" diye tanımlayan, adlandıran
bir topluluk yok. Bilmiyorum, belki de çok eskiden böyle bir
topluluk olabilir. Ama şu anda böyle bir şey yok.
Gacallar’ı
sorduğum kişilerden Sayın Ravie Radfev (Razgrad), önce
bilmediğini söylüyor. Biraz düşündükten sonra, Razgrad’da Romanlara
Gacal dendiğini anımsıyor.(8) Başka bir
bayan, soruma karşılık olarak, Duymuşluğum var. Gacal, diye
bence Romanlara diyorlar, diyor. Dulova’da Gacal diye
şoparlara(9) deniyor, biçiminde bir görüş ileri
süren de oluyor.
Bu ipuçları
değerlendirildiğinde, bir Roman-Gacal bağlantısı görülüyor.
Ancak ben, Sayın
Kalyoncu’nun eserini okuduktan beri, Gaca sözcüğünün Romani
dille bir ilişkisinin olduğunu düşünüyordum. Bu nedenle,
Bulgaristan’daki çalışmalarım sırasında bir yandan da Romanlarla
görüşmeler yapıyordum.
Yazının bu
bölümünde, Romanlarla yaptığım görüşmelere geçebiliriz.
Mehmet Hocov,
açık yanıt veren sayılı insandan biriydi. Ona göre,
Gacal,
Romanların Türkçe konuşan topluluklara verdiği bir addı. Günay
Nazıf Hakkı, bunu bir biçimde doğruluyor. Onun görüşü; Gaco
sözcüğünün yalnızca Türklere yönelik kullanıldığı ve Gagavuzların da
buna dâhil olduğu doğrultusundaydı.
Dobriç’in
Kiremitçi mahallesinde (Roman mahallesi) yaptığım araştırmalar
sırasında beni evine davet etme inceliği gösteren Sayın Nevriye,
yukarıda söylenenleri adeta onaylıyor, Gaco diye Türklere
söylediklerini belirtiyordu. Gagavuzları sorduğumda, onlara da
diyoruz, onlar da Türk karşılığını alıyordum.
Adını yazmayı
unuttuğum bir Roman, Gacal diye kendisini Türk sayan
Romanlara dendiğini anlatıyordu. Usta Romanlar olarak bilinen
bu Roman topluluğu, Türk olduğunu ve Türkçe’den başka dil
bilmediğini söylüyor. Bunlara aynı zamanda usta milleti
deniyor.
Millet,
Bulgaristan’da yaşayan Romanların kendisine yakıştırdığı bir kimlik
gibi geldi bana. Konuşmalardan, Osmanlı’dan geriye kalan
anlamında kullandıkları kanısına vardım. Nedeni araştırılmaya değer.
Benim kanımı,
Razgrad’a bağlı Rakovski’nin Roman mahallesinden Sayın Ali Aliov
(Hasanali) da doğruluyor. Onun anlattıklarına göre; Millet,
yani Romanlar üç grup altında toplanıyor: Usta milleti (Romani
bilmiyor), Millet (Romani biliyor) ve Burgucular-Gezgiciler.
Aliov, Gacal, esas olarak baş Türklere denir. Romanlar,
dilini, bilmediği bir kişi geçerken ‘bak Gacal geçiyor’ der,
diye konuşuyor.
Yine
Rakovski’nin başka bir Roman mahallesinde görüştüğümüz Sayın
Sabri Mandacı,
Gacel,
Türk’e diyorlar. Biz, maalesef dilimizi gizli tutuyoruz. Romanlar
aralarında konuşurken, üzerine konuşulan kişi işlerine yaramazsa
onun için
gaco
der. Gacel’i kadınlar için kullanırız; erkekler için Gaco.
bilgisini veriyor.
Görüştüğüm
Romanlardan biri, önce, Bulgarların Türklere Gacal dediğini
söylüyor: Bu sözü, kültürlü olmayan insanlar kullanır. ‘Gacol
ayolo / Türk geliyor!’ derler. Ancak, Bulgarlar bizden
öğreniyor, diye eklemeyi de ihmal etmiyor.
Dulovo’da
kahvede otururken masamızdakilerden biri, Trakya’daki yerli
Gacallar’ın kökenine indiğinizde, onların da kökeni Roman
çıkar, demişti.
Küçümseme içeren
bu söz farklı topluluklarda oldukça geniş kullanım alanı bulmuşa
benziyor. Dulovo’da
edindiğim bilgilere göre, Kızılbaş Türkler diğer Türklere Gacal
diyor. Tırgoviç’te Gagavuzların
Türklere Gacal demesi ile Tatarların Türklere aman bırak şu
Gacallar’ı sözleri de verilen bilgiler arasında.
Bu bilgileri,
Tatarların kadın şairi, Leman Sayit Balbek doğruluyor. Onun
anlatımına göre, Bulgarlar Türklere Gacali, Tatarlar ise
Gacal diyor. Türkler de Tatarlara –at eti yediklerinden ötürü-
ekşi Tatar diyor.
Konuştuğum
Romanlardan birine, ‘siz Gacal diye kime diyorsunuz’ diye
sorduğumda, ‘size diyoruz’ diye karşılık alıyorum. Kim olduğumu ve
nereden geldiğimi bilmeyen bu Roman’ın gözünde beni Gacal
yapan tek özelliğim Türkçe konuşuyor olmamdı.
Kendisiyle
görüşme olanağı bulduğum ve bana elinden gelen yardımı esirgemeyen,
Rakovski muhtarı Sayın Buniat S. Tatarov, Romanlara ilişkin
şu bilgileri verdi: Romanlar kendilerini ‘Millet’ olarak
adlandırıyor. Alaycıklar ve Ustalar’a ayrılıyorlar.
Alaycık, Türk köyünün dış kesimlerine, çevresine yerleşen
Romanlar. Buralarda, ‘Nereden geldin?’ sorusuna, ‘Alaycıktan
geldim’ diye karşılık verilir. Ustalar, zamanla Türklerle
kaynaşmış Romanlardır.
Bir topluluk,
başka bir topluluğun kendisini adlandırış biçimiyle anılabileceği
gibi, kendisinin başkalarını adlandırdığı biçimle de anılabilir.
Somutlaştıracak olursak: Romanların ‘Gaco / Roman olmayan’
olarak adlandırdığı bir topluluk zamanla ‘Gaco’ (belki de Gacal)
olarak adlandırılabileceği gibi, Roman grubunun bizzat kendisi de
diğerleri tarafından ‘gaco’ olarak adlandırılabilir. (Bkz. 8
numaralı dipnot)
Neden Türklere
Gacal dediklerini sorduğum bir Roman, Size Gacal
demişler; aslında Gaco diyoruz Türklere karşılığını veriyor.
Buradan edindiğim bilgiye göre; kimine göre Türkçe konuşan Romanlar,
kimine göre ise Usta milleti’nden olan Romanlar Türklere
Gaco diyor. Usta milleti’nden olanlar, Roman olduğunu
zaten kabul etmiyor; Türk olduğunu söylüyor. Bu bölgelerde, içinde
yaşadığı toplumla özdeşlik kurmuş Roman gruplarıyla sıkça
karşılaşılır. Kimi Türk, kimi Arnavut, kimi Bulgar olduğunu söyler.
İlginç olan,
Gaco, genel anlamda ‘Roman olmayan’ herkesi kapsadığı halde,
Bulgaristan’da yalnızca Türklere deniyor. Romanlar, örneğin
Bulgarlara Gaco değil, Das diyor.
Sayın
Kalyoncu’nun, Gaca ve Gacal sözcükleri arasında,
bunların aynı sözcük olabileceği doğrultusunda sezgisel(!) bir sonuç
çıkarması önemlidir. Burada hemen belirtelim: Gaca’nın olduğu
gibi Gacal’ın da Türkçede bir karşılığı yok.
Benim sorum hala
yanıtını beklemektedir. Gaca, eski bir Roman köyü olabilir.
Eğer burası başlangıcında bir Türk köyü idiyse, o halde buradakileri
gaca (yani gaco) olarak adlandıran Romanlar nerede yaşıyordu?
Türklerin kendilerini gaca ya da Kalyoncu’nun ileri sürdüğü gibi,
lsi düşmemiş biçimiyle Gacal olarak adlandırması düşünülemez.
Öyle ya da böyle, köyün adı Romanlarla ilişkili görünüyor. Ancak
bunca veriye karşın, yine de kesin bir dille konuşmaktan kaçınmak
gerekir. Burada işlenen malzemeye araştırmacılar için bir birikim,
derinleştirilmesi gereken bir konu gözüyle bakılabilir.
Bana kalsaydı,
Gaca
köyüne giderek araştırmaya oradan başlardım. Ancak bu dar çerçevede
verim düşük olabilirdi. Bu nedenle, yazının kapsamının genişlemesine
neden olan yanıtıyla beni Bulgaristan’a araştırmaya yönelten Sayın
Hamit Kalyoncu’ya buradan teşekkürlerimi sunarım.
Gacal,
Balkanlar’da yaşayan Romanların Türkçe konuşanlarının, yine bu
bölgelerde yaşayan Türkleri tanımlamak için kullandığı bir sıfat.
Gacal sözcüğünün izini sürerken uğrak noktalarından biri de,
Bulgarca’da Yabancı Sözcükler Sözlüğü oldu. Buradan Gacal
sözcüğünün dil kökenine ulaşmış olduk.(10)
Bu sözlüğe
bakmayı akıl eden Sayın Ali Bayram, sözcüğün dil kökeni hakkında
önemli bir kanıta ulaşmamı sağladı.
Gaco’nun
diğer bazı kaynaklardaki karşılıkları şöyle:
Gaco:
a. (Çingenece sözc.) Arg. Metres, dost. – Sey. oy. Karagözcü
argosunda zenne’ye verilen ad.(11) Yazarın,
sözcüğün birinci/gerçek anlamını vermeden argosunu vermesinin nedeni
belli değil!
Gaco
(Balkan ağızlarında gadžó) Roman olmayan, köylü.(12)
Bu sözcük,
Romani dilde yabancı anlamına gelen gaco
(aslında yabancı adam) ya da gace (yabancılar, aslında
yabancı adamlar) sözcüğünün Türkçe çoğul eki ″-ler / -lar″ ile
söylenişinden (gacolar / gaceler ya da gaceller) bozularak ya da
değişerek oluşmuş olabilir. Bu durumda Gacolar ya da
Gaceller’in söylenişte zamanla Gacallar’a
dönüştüğü düşünülebilir. Bundan sonra, söz artık Gaco
değil, Gacal olarak kabul görmüş olmalıdır. Nispi
aşağılama da içeren bu sözcük, yine zamanla diğer topluluklar
tarafından da benimsenerek Türklere karşı kullanılır olmuş olabilir.
Sözcüğün
Bulgaristan’daki anlamı böyledir diye, Zonguldak’ta da aynı anlama
gelmesi gerekmiyor.
Yazı boyunca
‘çingene’ sözcüğünün kullanılmamış olması okurun dikkatini çekmiş
olabilir. Artık, Romanlar bu adı kullanmamakta ve kullanılmasını da
istememektedir. Bu konuda CIT - Comité International Tsigane
(Uluslararası Çingene Komitesi)’nin 1971 yılında Londra’da toplanan
ilk kongresinde, kongreye 14 ülkeden katılan delegelerin ortak
benimsemesi ile Rom (Türkiye’de Roman, GŞ) sözcüğü kabul
görür. Bu aynı zamanda, Romanlara dışarıdan (Gacolar
tarafından) takılan adlara karşı, kendilerini yüzyıllardır
tanımladıkları addır.(13)
UNESCO, Avrupa
Konsey’i, Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlar da Roman
adını kullanmaktadır.(14) Buna karşın hala
akademik çevrelerde bile ‘çingene’ sözcüğünün kullanılıyor olması
üzücüdür. Bizim bu karara saygı göstermemiz, anılan sözcüğü
literatürden çıkarıp yerine ‘Roman ‘ sözcüğünü kullanmamız gerekir.
Her dilde olan
ağız farklılıklarını göz önüne alarak düşünecek olursak, toplumsal
baskıdan dolayı okuma yazma oranının çok düşük olduğu ve yazı
dilinin neredeyse hiç kullanılmadığı Romanlarda, bu tür telaffuz
farklılıkları doğal karşılanmalıdır.
Gaco
sözcüğünün, ‘Roman olmayan’ anlamında yabancıya
söylendiği açıktır. Farklı coğrafi/siyasi/sosyal ortamlarda ayrışan
kültürlerin taşıyıcıları birbirleriyle karşılaştığında, küçümseyici
adlandırmalar daha yaygın kullanılır. Çıtak’ta da yabancı
anlamı vardır ve sözlük anlamlarından biri, sürüye dışarıdan katılan
davardır.(15)
Benzer bir
durum, Kürtler’in sık kullandığı Kıro, (Kürt
Kuro erkek çocuk, delikanlı)(16) sözcüğü için
de geçerlidir. Sözcük, göç ettikleri büyük kentlerde Kürtleri içine
alan farklı kültürün (yanlış) yakıştırmasıyla genel bir
küçümseme anlamı kazanmış olmakla birlikte, genellikle Kürtlere
karşı kullanılır.
Mete Esin,
internetteki bir yazısında ... Türkleri, Rumeli’nde ayrıca üç isim
altında görmekteyiz. dedikten sonra Gagavuzlar, Gacallar,
Çitaklar ve (belki dördüncüsü, diyerek) Konyarlar
olarak sıralıyor (http://www.balkanlar.net/index.php?ind=reviews&op=entry_view&iden=64).
Yazımın konusu
Gacallar’dı. Çitaklar’la ilgili bilgi de dipnotta verildi. Bir de
Konyarlar’a bakalım: Kon, Bulgarca’da at demektir.
Konyar ise, ‘at bakıcısı / at tüccarı’ anlamına geliyor ve bu
işleri de genellikle Romanlar yapar.
Romanlar, dört
ana Roman grubun (Lovara, Tşurara, Kalderaş ve Matchvaya)
dışında, yaptıkları işe; başka bir deyişle, mesleklerine göre
adlandırılır. İnsanların mesleği etnik kimlik yerine kullanılabilir
mi?
Sonuç yerine
söyleyecek olursak; internetteki konuya ilişkin yazıların çoğu
milliyetçi tonlar taşımaktadır. Araştırmaya dayanmayan bu yazılar
bilgi kirliliği yaratmaktan başka bir işlev göremeyeceğinden, bu
yazılara değer verilmemesi, bunların kaynak olarak kullanılmaması
gerektiğini; verilen bilgiler ışığında, Gaca (Gaco) ile
Gacal (Gacel) sözcüklerinin aynı dil kökeninden (Romani)
olduğunu söyleyebiliriz. |