...haber zonguldak...haber zonguldak...haber zonguldak...haber zonguldak

 

 

  bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek bellek      guengoersenkal@hotmail.com

   

                                                  Güngör Şenkal (Viyana Temsilcisi)

 
   
   

Gaca'dan Gacal'a anlam yolculuğu

04.01.2009

   

arşiv

   

Zonguldak’ın en oylumlu kitabını(1) yazan Sayın Hamit Kalyoncu ile eseri üzerine bir söyleşi yapmıştım.(2) Eserde, Zonguldak’ın Gaca adlı bir köyden gelişerek oluştuğu söyleniyordu.(3) Buna ilişkin şu soruyu yönelttim kendisine:

 

Sayın Kalyoncu, eserinizin ‘Farklı Kültürlerin ve Yaşamların Kenti’ bölümünde (ayrıca s. 216 ve 298’de), Zonguldak’ın, Çaycuma nahiyesine bağlı ‘Gaca’ köyünün bir mahallesi olduğu belirtiliyor. Ancak, eserin hiçbir yerinde bu sözcüğün etimolojisi üzerinde durulmuyor. Sözcüğün ne TDK-Türkçe Sözlük’te, ne de TDK-Tarama Sözlüğü’nde bir karşılığı var. Kamûs-ı Türkî ile Divânü Lugâti’t-Türk’te de bulamadım. Eğer sözcük Türkçe değilse, hangi dilden olabileceği ve ne anlama geldiği araştırma konusu yapılabilir.

 

‘Gaca’ sözcüğünün Romani dilindeki karşılığı ‘(yabancı) kadınlar’dır. Biraz daha ayrıntılı bakacak olursak; ‘gaco = (yabancı) erkek, gace = (yabancı) erkekler, gaci = (yabancı) kadın’ demektir. Bu bilgiler ışığında, ‘Gaca Köyü’nün eski bir Roman yerleşim yeri olma olasılığı üzerinde durulabilir mi?

 

Sayın Kalyoncu, uzunca bir yanıt vermiş bana. Olduğu gibi yazıya alıyorum:

 

Sayın Güngör Şenkal,

″Kömürde Açan Çiçek’ adlı kitapta; Gaca sözcüğünün etimolojisi üzerinde durulmadığını, Gaca köy adının anlamı için Türk dilinin kaynak yapıtlarında bilgi bulamadığınızı, bu adla ilgili Romani dilinden örnekler vererek, eski bir Roman yerleşim yeri olabileceği düşünülebilir mi?″ diyorsunuz.

 

Zonguldak yöresindeki köy adları, yer adları ile ilgili bir araştırma yapılabilir ve bu arada gaca sözcüğünün etimolojisi üzerinde de durulabilir. Ben size Gaca sözcüğü ile ilgili olarak Meydan Larousse Ansiklopedisi’nden, internetten ve kent yaşamından derlediğim bilgileri aktarıyorum: Gaca, Zonguldak’ın hemen yanıbaşındaki bir köyün adı. Eski Zonguldak-Ankara karayolu üzerindeki Gaca rampası geçmiş yıllarda çok keskin virajları ile nice şoföre kan kusturmuştur. Kent yaşamında Gacalı sözü şaka, latife olarak; alaya alma, küçümseme, dalga geçme, şehir hayatına uyum sağlayamama anlamlarını içerir. Ne ilginçtir Gacal sözü de, aşağıda gösterildiği gibi tarihsel süreçte benzer anlamları taşımış. 1850 yılında da bu köyün adının Gaca olduğu, kitabın 57. sayfasında verdiğimiz Osmanlı Varidat-Temettü Defterleri kayıtlarından anlaşılıyor.

 

GACALLAR: Kuzeydoğu Bulgaristan’da, Deliorman bölgesinde yerleşen Müslüman Türkler’in bir kısmı. Genellikle Rusçuk, Silistre, Varna ve Şumnu’da yerleşmişlerdir. Deliorman’daki Türkler; Türk, Tatar ve Gagavuzlar’dan meydana gelir. Deliorman’ın yerli halkı olarak kabul edilen Gacallar konusunda araştırma yapan bilginler, bunların Osmanlı’dan önce buralara gelip yerleştikleri fikrinde birleşirler. Baskakov’a göre Gacallar’ın dili, Gagavuz Türkçesi ile büyük benzerlikler gösterir. (Meydan Larousse: Cilt:4 sh.899)

 

GÖÇMENLER (Pomaklar, Gacallar): Türkiye, bulunduğu coğrafi ve jeopolitik özelliklerinden dolayı tarih boyunca değişik toplumların uğrak yeri olmuştur. Bu göçler: 1-Batı’dan Balkanlar’dan, Bulgaristan’dan gelen göçler, 2- Doğu’dan gelen göçler, 3-Kuzey’den Kafkasya’dan gelen göçler. Bugün Türkiye’ye göçler yolu ile gelenlere bakılırsa Batı’dan yani Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Arnavutluk, Romanya, Makedonya çevresinden gelen göçler önemlidir. Trakya’da İslamiyet öncesinde Hristiyanlık vardır. Batılı göçmenlere: Göçmen, Muhacir, Pomak, Torbeş, Gaca v.s. adları veriliyor

 

Osmanlı İmparatorluğu 16. ve 17. yüzyıllarda Balkanlar’da yayıldığı dönemde fethedilen topraklara Orta-Anadolu’dan Türk nüfusu ikâme ederdi (yerleştirirdi). Giden nüfus, gittiği yerdekilerle bir süre sonra zorunlu olarak bir kültürel alış-verişe girerdi. İşte, Gacallar da bu toplumsal gelişmeler sonucunda oluşmuş bir kimliktir. Şumnu ve Razgrad Bulgarları bütün Türk köylülerine Gacal veya Çitak adı vermiş. Deliorman Türkleri bazı durumlarda Dobruca Türklerini Gacallar diye isimlendirmiş. Bu isim biraz küçültücü anlam, aşağılama anlamı taşıyormuş. Dobruca ve Karadeniz boylarına yerleşen Oğuz Türkmenleri, İlk Bulgarlar ve Gagavuzlar arasında Hristiyanlık yayılmış. Deliorman’a yerleşen Peçenekler, süreç içinde Gacallar ve Çitaklar adı verilerek Müslüman olarak kalmışlar. Bulgarlar, Türkler’e Gacallar veya Çitaklar diyor. Evliya Çelebi 17. yüzyılda Bulgaristan’ı gezerken, Gacallar veya Çitaklar denilen topluluğun, Tatar, Ulah, Moldavan ve Bulgarlar’ın sentezinden oluşmuş olabileceğini yazıyor.

 

Romani dilindeki anlamları göz önüne alınarak, Gaca adını taşıyan köyün bir Roman yerleşim yeri olabileceği düşünülebilir mi? Yukarıda verilen tarihsel süreç göz önüne alındığında, Gaca köy adının anlamını bu tarihsel ve toplumsal olaylarda aramak daha doğru bir yol değil midir? Türkçe’de l (le) sesinin, akıcı bir ses olması nedeniyle bazı hallerde eklendiği sözcüklerden düşebileceğini ve bu durumda Gacal  ile Gaca adlarının aynı sözcük olabileceğini mi düşünmeliyiz? Gagavuzca, Bulgarca, Tatarca, Ulahça, Moldavanca ve Bulgaristan Türkleri’nin  (Dobruca, Razgrad, Deliorman) dillerinde bu Gaca sözcüğünü mü araştırmalıyız? Yoksa Gaca  köyüne giderek araştırmaya oradan mı başlamalıyız?″

 

Bu yanıtın, gerek yazarın görüşleri gerekse de aktardıkları açısından eleştirilecek yanları vardır ve bunlar bu yazının tartışma konusudur.

 

Söyleşide, köyün, yalnızca ses benzerliğinden yola çıkarak Romani dille ilişkisi olasılığı üzerinden, Roman yerleşim yeri olup olamayacağını sormuştum. Bu soruma karşılık aldığım yanıtta, Gaca ya da Gacal sözcüğüyle Romanlar arasında, bilimsel dille söyleyecek olursak, henüz gözlem ya da deneyle doğrulanmamış, ama doğrulanması beklenen bir ilişki olduğu seziliyordu.

 

Tartışmanın verimli olabilmesi için alan çalışması yapmak daha doğru göründü bana. Belge taramanın yanısıra katılımlı gözlemde bulunabilmek için Bulgaristan’ın yolunu tuttum. Veri toplama çalışmalarım sırasında görüşme ve yazışma gibi yöntemler izledim.

 

Bu yazıda Sayın Kalyoncu’nun ileri sürdüklerini yazılış sırasına göre gözden geçirecek olursak; Gaca köyü ve Gaca rampası üzerine söylenenler konuya bir açılım kazandırmadığı gibi, soruma yanıt niteliği de taşımıyor.

 

Kent yaşamından derlendiği söylenen ‘anlam’lar, Gacalı -Gaca köyünden olan- sözcüğünün anlamı olmaktan öte, kullanım maksadına işaret eder. Başka bir söyleyişle, şehir hayatına uyum sağlayamayanları alaya alma, onları küçümseme ve onlarla dalga geçme amacıyla söylenen bir söz olduğu ileri sürülebilir. Ama bu yine de Gaca’nın anlamını açıklamaktan uzaktır. 

 

Gacalı sıfatı, Gaca köyündekilere yüklenen bazı özellikleri ifade edebilir. Kdz. Ereğli’de de Kaptaşlı (Kaptaş, Alaplı’ya bağlı bir belde) derler, yine aynı küçümseyici edayla. Bun(lar)dan yola çıkarak, sözcüğün topluluk adı olduğu gibi bir düşünce ileri sürmemize olanak yoktur.

 

Demek ki, araştırmayı sürdürebilmemiz için ayrı bir yönteme gereksinim duymaktayız.

 

Meydan Larousse’dan alınan bölüm özenle okunduğunda, iç tutarlılıktan yoksun olduğu görülür. Bir defa, Deliorman’daki Türkler adı altında verilen Tatarlar’ı Türk değil, Moğol kabul etmek daha doğru bir yaklaşımdır.(4)

 

Deliorman bölgesine yerleşen Müslüman Türklerin bir kısmı dendiğinde, Gacallar’ın bölgeye yerleşen farklı Türk boylarından biri olduğu anlaşılır. Buna karşın, Gacallar’ın Deliorman’ın yerli halkı olması meselesi var; yazı içinde tartışacağız.

 

Sayın Kalyoncu’nun verdiği ansiklopedik bilgide bilginlerden söz edilse de, yalnızca Baskakov’un adı anılmış, Baskakov da dil açısından ele almış konuyu.

 

İnternetten yapılan alıntıda,(5) göçmenlere Gaca adı verildiği de yazılı. Gaca sözcüğü yalnızca burada geçiyor. Gacallar, melez bir kimlik olarak tanımlanmış. Yazının devamındaki iki yerde bu adın, Bulgarlar tarafından Türklere verildiği ileri sürülmüş. Evliya Çelebi de, Gacallar veya Çitaklar(6) denilen topluluğun Tatar, Ulah, Moldovan ve Bulgarların sentezinden oluştuğunu yazmış, deniyor.(7) Buna göre, Gacallar’ın -dil dışında- Türklükle bir ilişkisi yok! 

 

Yazarımız, bundan sonra, Gaca’dan Gacallar’a geçişini dolaylı olarak açıklamaya çalışıyor. Diyor ki, Türkçe’de l (le) sesinin, akıcı bir ses olması nedeniyle bazı hallerde eklendiği sözcüklerden düşebileceğini ve bu durumda Gacal ile Gaca adlarının aynı sözcük olabileceğini mi düşünmeliyiz?

 

Türkçede ünsüz düşmesi olayının hangi hallerde ve nasıl olduğu belirlenmiştir. Gacal sözcüğünün sonundaki ‘l’ sesinin ‘bazı hallerde’ nasıl düştüğü açıklanmaya muhtaçtır.

 

Ardından gelen soru tümcesi de önemlidir: Gagavuzca, Bulgarca, Tatarca, Ulahça, Moldavanca ve Bulgaristan Türkleri’nin  (Dobruca, Razgrad, Deliorman) dillerinde bu Gaca″ sözcüğünü mü araştırmalıyız?

 

Bu soruya benim yanıtım, evet, araştırmalıyız″ olur. Ancak soruda içime sinmeyen bir durumun varlığını da belirtmeliyim. Burada sıralanan dillerin yanında, gerek Zonguldak yöresinde gerekse de Deliorman ve Dobruca yörelerinde Romanlar yaşamaktadır. Önerilen araştırmayı neden Romanlar arasında ve Romani dilinde de yapmıyoruz? Yazıda bundan bir iz görülmüyor. Aksine, benim söyleşi sorumda geçen, Romani diliyle olabilecek bir bağlantıyı yadsıma var.

 

Güney Bulgaristan’ın Kırcali ve Cebel bölgelerinde yaptığım araştırmada, burada yaşayan ve Türkçe konuşan toplulukların (Türkler ve kısmen Pomaklar) Gacal sözünü duymamış olduğuna tanık oldum.

 

Daha sonra geçtiğim Deliorman ve Dobruca yöresinde (Kuzeydoğu Bulgaristan) onlarca insanla görüştüm. Edindiğim bilgileri burada okurla paylaşacağım.

 

Rusçuk’ta başladığım araştırmamın ikinci bölümünde görüştüğüm kişilerden biri, Sayın Ali Ortapınar’dı. 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden emekli Öğretim Görevlisi olan Sayın Ortapınar, Rusçuk’ta dini eğitim veren bir okulda müdür yardımcısı. Gacallar hakkında bilgisi yoktu.

 

Diğeri ise, beni konu üzerinde aydınlatması en fazla beklenen Sayın Muharrem Muharremov’du. Bunun nedeni, emekli öğretmen olan Muharremov’un, Ruscuk i Turkskata Obstshost v Ruse: 1860–2002 / 1860–2002 Rusçuk ve Türk Topluluğu adlı bir tarihsel inceleme kitabının olmasıydı. Eseri Bulgarca’dır. Kendisi bize, Rusçuk ve Osmanlı dönemi üzerine birçok bilgi sundu. Ancak, Gacallar adlı bir topluluğu o da duymamıştı.

 

Gacallar’ı duymayanlar bu kadar değildi. Görüştüğüm insanların (Türk – Sünni, Kızılbaş ve Bektaşi; Kırım Tatarı; Gagavuz) tamamına yakını hiç duymamıştı. Bazı insanların duymuşluğu vardı, ama ne olduğu hakkında bir fikri yoktu. Bunlar arasında işinde gücünde olanlar da vardı, belli bir toplumsal statü edinmişler de.

 

Gacallar’ı duymamış olanlardan bazılarının adını vermekle yetineceğim: Aydın Naim (Rakovski, Emekli okul müdürü ve öğretmen.), Prof. Dr. İbrahim Yalamov (Sofya Yüksek İslam Enstitüsü - telefon görüşmesi), Bilal Darcan (Dobruca Müftüsü), Aygül Gavazova (Kırcali, Tercüman – telefon görüşmesi), Ali Bayram (Dulovo, Tercüman), Ahmed Kulidzi (TV Ludogorie - Razgrad), Vahiddin Tenekecioğlu (Dulovo, Bektaşi Dedesi), Buniat S. Tatarov (Rakovski Muhtarı) vd.

 

Gacallar sözüne bir anlam veremeyenlerden bazıları, ses benzerliğinden ötürü yakıştırma yoluna giderek, Kırcalıları mı soruyorsun veya Kırcalılara diyorlar biçiminde karşılık verdi.

 

Bir kişi (Nihat Süleyman), 1995 yılında askerdeyken, Kırcali tarafındakilere Gacal dediklerini Bulgarlardan işitmiş. Bunu doğrulayan bir bilgiye ulaşamadım.

 

Beni şaşırtan ilk görüşme, Zafirovolu, orta yaşlı bir Türk ile oldu. Gacal diye kendilerine söylendiği ve Türklerle Müslümanların gaco olarak adlandırıldığı bilgisini verdi. Böylelikle, kendisine Gacal dendiğini bilen bir kişiyle tanışmış oldum. Ancak, o da sözcüğün anlamını ve kendilerine söyleniş nedenini bilmiyordu. Konuşmayı anlattığım Ali Bayram (73), Zafirovo Bulgar köyü olduğundan, Bulgarlar Türkleri aşağılamak için Gacal diyordur, diye yorumladı.

 

Romanlarla yaptığım görüşmelere gelmeden önce, birkaç görüşmeyi daha aktarmak istiyorum. Bunlardan en ilginci, Lütfü Mehmet Gacal (60) ile olanıdır. Dulovo’da, soyadı Gacal olan bir ailenin varlığını öğrenince, hemen görüşmeye gittim. Sosyalist dönem sonrasında, ad değiştirmeler sırasında kendisine verilen adı istemeyerek, lakabları olan Gacal’ı soyadı olarak aldığını anlattı. Hatta bunun için dava bile açmış. Neden kendilerine bu lakabın takıldığını ya da lakabın anlamını bilmiyor. Mehmet Gacal’ın halası (75), üvey dedesinin ölmeden önce ağır hasta olduğunu, ziyarete gelenlerin ona Gacal diye hitap ettiğini duymuş. Nedenini bilmiyor. Dulovo’ya geldikleri yerin adı: Golebina / Oyardanvo

 

Gacallar’ın ayrı bir topluluk olduğunu söyleyen Sayın Ali Osman Dağlı (60), onların yukarı bölgede, yani kuzeyde yaşadığını ileri sürüyor. Oysa kendisiyle karşılaştığım yer (Dulovo’ya 8–10 km.) yeterince kuzeyde!

 

İnternetteki bazı yazılarda, Gacallar’ın aynı zamanda Batı Trakya’da da yaşadığı bilgisi vardır. Bunun doğruluğunu Gümülcine’de yaşayan edebiyatçı dostumuz Sayın Rahmi Ali’ye sordum. Rahmi Ali’nin yanıtı: Bizde, benim bildiğim kadarıyla, ‘Gacal’ sözü geçiyor. Ancak insanlar birbirlerine takılırken, ‘hadi be, Gacal, sen de’ gibilerden. Yoksa kendilerini "Gacal" diye tanımlayan, adlandıran bir topluluk yok. Bilmiyorum, belki de çok eskiden böyle bir topluluk olabilir. Ama şu anda böyle bir şey yok.

 

Gacallar’ı sorduğum kişilerden Sayın Ravie Radfev (Razgrad), önce bilmediğini söylüyor. Biraz düşündükten sonra, Razgrad’da Romanlara Gacal dendiğini anımsıyor.(8) Başka bir bayan, soruma karşılık olarak, Duymuşluğum var. Gacal, diye bence Romanlara diyorlar, diyor. Dulova’da Gacal diye şoparlara(9) deniyor, biçiminde bir görüş ileri süren de oluyor.

 

Bu ipuçları değerlendirildiğinde, bir Roman-Gacal bağlantısı görülüyor. 

 

Ancak ben, Sayın Kalyoncu’nun eserini okuduktan beri, Gaca sözcüğünün Romani dille bir ilişkisinin olduğunu düşünüyordum. Bu nedenle, Bulgaristan’daki çalışmalarım sırasında bir yandan da Romanlarla görüşmeler yapıyordum.

 

Yazının bu bölümünde, Romanlarla yaptığım görüşmelere geçebiliriz.

 

Mehmet Hocov, açık yanıt veren sayılı insandan biriydi. Ona göre, Gacal, Romanların Türkçe konuşan topluluklara verdiği bir addı. Günay Nazıf Hakkı, bunu bir biçimde doğruluyor. Onun görüşü; Gaco sözcüğünün yalnızca Türklere yönelik kullanıldığı ve Gagavuzların da buna dâhil olduğu doğrultusundaydı.

 

Dobriç’in Kiremitçi mahallesinde (Roman mahallesi) yaptığım araştırmalar sırasında beni evine davet etme inceliği gösteren Sayın Nevriye, yukarıda söylenenleri adeta onaylıyor, Gaco diye Türklere söylediklerini belirtiyordu. Gagavuzları sorduğumda, onlara da diyoruz, onlar da Türk karşılığını alıyordum.  

 

Adını yazmayı unuttuğum bir Roman, Gacal diye kendisini Türk sayan Romanlara dendiğini anlatıyordu. Usta Romanlar olarak bilinen bu Roman topluluğu, Türk olduğunu ve Türkçe’den başka dil bilmediğini söylüyor. Bunlara aynı zamanda usta milleti deniyor.

 

Millet, Bulgaristan’da yaşayan Romanların kendisine yakıştırdığı bir kimlik gibi geldi bana. Konuşmalardan, Osmanlı’dan geriye kalan anlamında kullandıkları kanısına vardım. Nedeni araştırılmaya değer.

 

Benim kanımı, Razgrad’a bağlı Rakovski’nin Roman mahallesinden Sayın Ali Aliov (Hasanali) da doğruluyor. Onun anlattıklarına göre; Millet, yani Romanlar üç grup altında toplanıyor: Usta milleti (Romani bilmiyor), Millet (Romani biliyor) ve Burgucular-Gezgiciler. Aliov, Gacal, esas olarak baş Türklere denir. Romanlar, dilini, bilmediği bir kişi geçerken ‘bak Gacal geçiyor’ der, diye konuşuyor.

 

Yine Rakovski’nin başka bir Roman mahallesinde görüştüğümüz Sayın Sabri Mandacı, Gacel, Türk’e diyorlar. Biz, maalesef dilimizi gizli tutuyoruz. Romanlar aralarında konuşurken, üzerine konuşulan kişi işlerine yaramazsa onun için gaco der. Gacel’i kadınlar için kullanırız; erkekler için Gaco. bilgisini veriyor.

 

Görüştüğüm Romanlardan biri, önce, Bulgarların Türklere Gacal dediğini söylüyor: Bu sözü, kültürlü olmayan insanlar kullanır. ‘Gacol ayolo / Türk geliyor!’ derler. Ancak, Bulgarlar bizden öğreniyor, diye eklemeyi de ihmal etmiyor.

 

Dulovo’da kahvede otururken masamızdakilerden biri, Trakya’daki yerli Gacallar’ın kökenine indiğinizde, onların da kökeni Roman çıkar, demişti.

 

Küçümseme içeren bu söz farklı topluluklarda oldukça geniş kullanım alanı bulmuşa benziyor. Dulovo’da edindiğim bilgilere göre, Kızılbaş Türkler diğer Türklere Gacal diyor. Tırgoviç’te Gagavuzların Türklere Gacal demesi ile Tatarların Türklere aman bırak şu Gacallar’ı sözleri de verilen bilgiler arasında.    

  

Bu bilgileri, Tatarların kadın şairi, Leman Sayit Balbek doğruluyor. Onun anlatımına göre, Bulgarlar Türklere Gacali, Tatarlar ise Gacal diyor. Türkler de Tatarlara –at eti yediklerinden ötürü- ekşi Tatar diyor.

 

Konuştuğum Romanlardan birine, ‘siz Gacal diye kime diyorsunuz’ diye sorduğumda, ‘size diyoruz’ diye karşılık alıyorum. Kim olduğumu ve nereden geldiğimi bilmeyen bu Roman’ın gözünde beni Gacal yapan tek özelliğim Türkçe konuşuyor olmamdı.   

 

Kendisiyle görüşme olanağı bulduğum ve bana elinden gelen yardımı esirgemeyen, Rakovski muhtarı Sayın Buniat S. Tatarov, Romanlara ilişkin şu bilgileri verdi: Romanlar kendilerini ‘Millet’ olarak adlandırıyor. Alaycıklar ve Ustalar’a ayrılıyorlar. Alaycık, Türk köyünün dış kesimlerine, çevresine yerleşen Romanlar. Buralarda, ‘Nereden geldin?’ sorusuna, ‘Alaycıktan geldim’ diye karşılık verilir. Ustalar, zamanla Türklerle kaynaşmış Romanlardır.

 

Bir topluluk, başka bir topluluğun kendisini adlandırış biçimiyle anılabileceği gibi, kendisinin başkalarını adlandırdığı biçimle de anılabilir. Somutlaştıracak olursak: Romanların ‘Gaco / Roman olmayan’ olarak adlandırdığı bir topluluk zamanla ‘Gaco’ (belki de Gacal) olarak adlandırılabileceği gibi, Roman grubunun bizzat kendisi de diğerleri tarafından ‘gaco’ olarak adlandırılabilir. (Bkz. 8 numaralı dipnot)

 

Neden Türklere Gacal dediklerini sorduğum bir Roman, Size Gacal demişler; aslında Gaco diyoruz Türklere karşılığını veriyor. Buradan edindiğim bilgiye göre; kimine göre Türkçe konuşan Romanlar, kimine göre ise Usta milleti’nden olan Romanlar Türklere Gaco diyor. Usta milleti’nden olanlar, Roman olduğunu zaten kabul etmiyor; Türk olduğunu söylüyor. Bu bölgelerde, içinde yaşadığı toplumla özdeşlik kurmuş Roman gruplarıyla sıkça karşılaşılır. Kimi Türk, kimi Arnavut, kimi Bulgar olduğunu söyler.

 

İlginç olan, Gaco, genel anlamda ‘Roman olmayan’ herkesi kapsadığı halde, Bulgaristan’da yalnızca Türklere deniyor. Romanlar, örneğin Bulgarlara Gaco değil, Das diyor.

 

Sayın Kalyoncu’nun, Gaca ve Gacal sözcükleri arasında, bunların aynı sözcük olabileceği doğrultusunda sezgisel(!) bir sonuç çıkarması önemlidir. Burada hemen belirtelim: Gaca’nın olduğu gibi Gacal’ın da Türkçede bir karşılığı yok.

 

Benim sorum hala yanıtını beklemektedir. Gaca, eski bir Roman köyü olabilir. Eğer burası başlangıcında bir Türk köyü idiyse, o halde buradakileri gaca (yani gaco) olarak adlandıran Romanlar nerede yaşıyordu? Türklerin kendilerini gaca ya da Kalyoncu’nun ileri sürdüğü gibi, lsi düşmemiş biçimiyle Gacal olarak adlandırması düşünülemez. Öyle ya da böyle, köyün adı Romanlarla ilişkili görünüyor. Ancak bunca veriye karşın, yine de kesin bir dille konuşmaktan kaçınmak gerekir. Burada işlenen malzemeye araştırmacılar için bir birikim, derinleştirilmesi gereken bir konu gözüyle bakılabilir. 

 

Bana kalsaydı, Gaca köyüne giderek araştırmaya oradan başlardım. Ancak bu dar çerçevede verim düşük olabilirdi. Bu nedenle, yazının kapsamının genişlemesine neden olan yanıtıyla beni Bulgaristan’a araştırmaya yönelten Sayın Hamit Kalyoncu’ya buradan teşekkürlerimi sunarım.

 

Gacal, Balkanlar’da yaşayan Romanların Türkçe konuşanlarının, yine bu bölgelerde yaşayan Türkleri tanımlamak için kullandığı bir sıfat. Gacal sözcüğünün izini sürerken uğrak noktalarından biri de, Bulgarca’da Yabancı Sözcükler Sözlüğü oldu. Buradan Gacal sözcüğünün dil kökenine ulaşmış olduk.(10)

 

Bu sözlüğe bakmayı akıl eden Sayın Ali Bayram, sözcüğün dil kökeni hakkında önemli bir kanıta ulaşmamı sağladı.

 

Gaco’nun diğer bazı kaynaklardaki karşılıkları şöyle: Gaco: a. (Çingenece sözc.) Arg. Metres, dost. – Sey. oy. Karagözcü argosunda zenne’ye verilen ad.(11)  Yazarın, sözcüğün birinci/gerçek anlamını vermeden argosunu vermesinin nedeni belli değil! Gaco (Balkan ağızlarında gadžó) Roman olmayan, köylü.(12)

 

Bu sözcük,  Romani dilde yabancı anlamına gelen gaco (aslında yabancı adam) ya da gace (yabancılar, aslında yabancı adamlar) sözcüğünün Türkçe çoğul eki ″-ler / -lar″ ile söylenişinden (gacolar / gaceler ya da gaceller) bozularak ya da değişerek oluşmuş olabilir. Bu durumda Gacolar ya da Gacellerin söylenişte zamanla Gacallar’a dönüştüğü düşünülebilir. Bundan sonra, söz artık Gaco değil, Gacal olarak kabul görmüş olmalıdır. Nispi aşağılama da içeren bu sözcük, yine zamanla diğer topluluklar tarafından da benimsenerek Türklere karşı kullanılır olmuş olabilir.

 

Sözcüğün Bulgaristan’daki anlamı böyledir diye, Zonguldak’ta da aynı anlama gelmesi gerekmiyor.

 

Yazı boyunca ‘çingene’ sözcüğünün kullanılmamış olması okurun dikkatini çekmiş olabilir. Artık, Romanlar bu adı kullanmamakta ve kullanılmasını da istememektedir. Bu konuda CIT - Comité International Tsigane (Uluslararası Çingene Komitesi)’nin 1971 yılında Londra’da toplanan ilk kongresinde, kongreye 14 ülkeden katılan delegelerin ortak benimsemesi ile Rom (Türkiye’de Roman, GŞ) sözcüğü kabul görür. Bu aynı zamanda, Romanlara dışarıdan (Gacolar tarafından) takılan adlara karşı, kendilerini yüzyıllardır tanımladıkları addır.(13)

 

UNESCO, Avrupa Konsey’i, Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşlar da Roman adını kullanmaktadır.(14) Buna karşın hala akademik çevrelerde bile ‘çingene’ sözcüğünün kullanılıyor olması üzücüdür. Bizim bu karara saygı göstermemiz, anılan sözcüğü literatürden çıkarıp yerine ‘Roman ‘ sözcüğünü kullanmamız gerekir.

 

Her dilde olan ağız farklılıklarını göz önüne alarak düşünecek olursak, toplumsal baskıdan dolayı okuma yazma oranının çok düşük olduğu ve yazı dilinin neredeyse hiç kullanılmadığı Romanlarda, bu tür telaffuz farklılıkları doğal karşılanmalıdır.

 

Gaco sözcüğünün, ‘Roman olmayan’ anlamında yabancıya söylendiği açıktır. Farklı coğrafi/siyasi/sosyal ortamlarda ayrışan kültürlerin taşıyıcıları birbirleriyle karşılaştığında, küçümseyici adlandırmalar daha yaygın kullanılır. Çıtak’ta da yabancı anlamı vardır ve sözlük anlamlarından biri, sürüye dışarıdan katılan davardır.(15)

 

Benzer bir durum, Kürtler’in sık kullandığı Kıro, (Kürt Kuro erkek çocuk, delikanlı)(16) sözcüğü için de geçerlidir. Sözcük, göç ettikleri büyük kentlerde Kürtleri içine alan farklı kültürün (yanlış) yakıştırmasıyla genel bir küçümseme anlamı kazanmış olmakla birlikte, genellikle Kürtlere karşı kullanılır.

 

Mete Esin, internetteki bir yazısında ... Türkleri, Rumeli’nde ayrıca üç isim altında görmekteyiz. dedikten sonra Gagavuzlar, Gacallar, Çitaklar ve (belki dördüncüsü, diyerek) Konyarlar olarak sıralıyor (http://www.balkanlar.net/index.php?ind=reviews&op=entry_view&iden=64).

 

Yazımın konusu Gacallar’dı. Çitaklar’la ilgili bilgi de dipnotta verildi. Bir de Konyarlar’a bakalım: Kon, Bulgarca’da at demektir. Konyar ise, ‘at bakıcısı / at tüccarı’ anlamına geliyor ve bu işleri de genellikle Romanlar yapar.

 

Romanlar, dört ana Roman grubun (Lovara, Tşurara, Kalderaş ve Matchvaya) dışında, yaptıkları işe; başka bir deyişle, mesleklerine göre adlandırılır. İnsanların mesleği etnik kimlik yerine kullanılabilir mi?

 

Sonuç yerine söyleyecek olursak; internetteki konuya ilişkin yazıların çoğu milliyetçi tonlar taşımaktadır. Araştırmaya dayanmayan bu yazılar bilgi kirliliği yaratmaktan başka bir işlev göremeyeceğinden, bu yazılara değer verilmemesi, bunların kaynak olarak kullanılmaması gerektiğini; verilen bilgiler ışığında, Gaca (Gaco) ile Gacal (Gacel) sözcüklerinin aynı dil kökeninden (Romani) olduğunu söyleyebiliriz.   

 

Notlar:

(1) KALYONCU Hamit, Kömürde Açan Çiçek, Pervaz Yayınları, Ankara - Ocak 2005

  

(2) Söyleşi için bkz. Haber Zonguldak - http://yazarlar2.googlepages.com/gungor14.htm ve DAMAR – Aylık Kültür Sanat Edebiyat Dergisi, Haziran 2007, Sayı:195

   

(3)  Kalyoncu, age. s. 195

   

(4)  Fuat Köprülü, Osmanlı’nın Etnik Kökeni, Kaynak Yayınları, İstanbul, Nisan 1999

(Bulgaristan’da görüştüğüm Tatarların kendileri hakkında ‘Kırım Türkü’ diye söz edildiğinde, ‘Kırım Türkü değil, Kırım Tatarı’ diyerek karşı çıktığına birkaç kez tanık oldum.)

   

(5)  http://www.karacaahmet.com/Content.

ASPX/17/32215/g%C3%B6%C3%A7menler-pomaklar--gacallar-

 

(6) Türkiye Türkçesinde çıtak olarak yaşayan sözcüğün TDK - Türkçe Sözlük (1983)’teki karşılığı şöyledir: s. DS 1. a Boynuzları düzgün, ay biçiminde öküz. 2. Dağda yaşayan ve geçimini odun satarak sağlayan (kimse). 3. Kaba, huysuz, kavgacı (kimse).

 

Andreas Tietze’de ise (Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugatı, Simurg Kitapçılık, Yayıncılık ve Dağıtım Ltd. Şti., İstanbul 2002), AD. çıtak ‘köylü, kaba adam, yontulmamış herif’ DS 1192 < ??. Tietze, sözcüğün kökeninin belirsiz olduğunu göstermenin dışında, TDK sözlüklerindeki karşılıkların hepsini de vermemiş. Gerçi sözlüklerdeki karşılıklar da farklılık gösteriyor.

 

Gaberoff sözlüğünde de (İvan Gaberof, Bulgarcada Yabancı Sözcükler Sözlüğü, Gaberoff, Veliko Tarnovo (Bulgaristan), Basım tarihi ?), Çitak, küçümseyici bir söz olarak yer almaktadır. Tietze ayrıca, sözcüğün geçtiği yerlerden ikisini sözlüğe almıştır.(Tietze, age.) Buna göre; Çıtaklar / Çitaklar Müslüman olmayan bir topluluktur.

  

(7)  Benzer bilgiler Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi (Milliyet Gazetecilik A.Ş.)’nde yalnızca Çıtaklar için verilmiş.

  

(8)  Romanların ‘Gaco’ olarak anılması üzerine: Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü'nde (http://tdkterim.gov.tr/ttas/?kategori=derlay&kelime=gacar) gacar (II) Çingene. [Derleme Sözlüğü c: 6] Konurlar *İnegöl –Bursa [gacara (II)] Çingene ( Derleme Sözlüğü c: 6 ) Ceylân *Fethiye –Muğla [gaco (II)] Çingene ( Derleme Sözlüğü c: 6 ) *Lüleburgaz –Kırklareli

  

(9)  Şopar, is. hlk. 1. Çingene çocuğu (TDK-Türkçe Sözlük, İnt.)

  

(10) Gacal sözcüğünün konuşma dilinde aşağılama sözü olarak Türk anlamına geldiği ve dil kökeni olarak Romani olduğu üzerine bkz. İvan Gaberof, age.

 

(11) Büyük Larousse, age. s. 4354. Benzer bir tanım için bkz. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu – TDK Türkçe Sözlük, Yeni Baskı, Ankara 1988

  

(12) Mozes Heinschink & Daniel Krasa, Romani – Wort für Wort, Reise Know-how Verlag Peter Rupm GmbH, 2004

  

(13) Jan Yoors, Çingeneler – Opré Roma, Chiviyazıları Yayınevi, İstanbul, Ekim 2005

 

(14) Prof. Dr. Ali Arayıcı, Çingeneler, Ceylan Yayınları, İstanbul, Kasım 1999

  

(15) Büyük Larousse, age. s. 2685

   

(16) Sevan Nişanyan, Sözlerin Soyağacı, Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü, Adam Yayınları, İstanbul, Ekim 2002

 
 
     
 

Haber Zonguldak

 

Kuruluş; 17 Eylül 2005 Cumartesi