Kurşunlar Hepimize / 1
90'lı yıllar Prof. Dr. Muammer Aksoy'un öldürülmesi ile başladı. Bu olay
Türkiye'nin yeniden, adım adım, bir kanlı ortama doğru sürüklenmesinin
başlangıcı olacaktı. Aksoy'un ardından Çetin Emeç, Turan Dursun, Doç.
Bahriye Üçok, Musa Anter, Uğur Mumcu, Onat Kutlar, Metin Göktepe, Prof.
Ahmet Taner Kışlalı, Gaffar Okkan, Dr. Necip Hablemitoğlu ve Hrant Dink
bombaların ve kurşunların hedefi oldu.
Orhan Tüleylioğlu
|
Terör, Uğur Mumcu'nun vurguladığı temel
konulardan biriydi. Terörün sadece Türkiye'ye özgü bir olgu olmadığını,
uluslararası boyutu olduğunu, bu olayla baş edebilmek için, gerek ulusal,
gerekse uluslararası alanda her bireyin ve devletin teröre karşı çıkması
gerektiğini söylemiş, öldürülmesinden dört ay önce, şunları yazmıştı:
"Ortadoğu, emperyalizmin kol gezdiği, terör örgütleri ile çeşitli
istihbarat örgütlerinin kanlı ve kirli oyunlar oynadığı karanlık bir dipsiz
kuyudur. Bu karanlık ve dipsiz kuyuda cinayetler birbirini izler. Halk
deyişi ile Ortadoğu'da 'kimin eli kimin cebindedir' bilinmez. Kim, kimi,
neden öldürüyor? Bu soruların yanıtlarını anında bulmanın olanağı da yoktur.
Olaylar yıllar sonra aydınlanır. O da bir kısmı!"
Tarih Uğur Mumcu'yu hep haklı çıkardı. Türkiye'yi sarsan bu cinayetleri
planlayanlar ülkemizin geleceğe dair umutlarını hedef almışlardı.
Cinayetlerin ardından yakalananlar ise hep "tetikçiler"
oldu. Tetiği çektirenler meçhul kaldı. Her yeni olayda Uğur Mumcu'nun
çığlığı yankılandı:
"Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi!.."
Okuyacağınız bu dizi önümüzdeki günlerde, Uğur Mumcu Araştırmacı
Gazetecilik Vakfı Yayınları'ndan çıkacak olan
Neden Öldürüldüler?-4 "Kurşunlar Hepimize" adlı
kitaptan özetlenmiştir.
Ölümüne savaştı
Bazı ülkelerde, bazı kimseler, devleti soymak için, politikacı kılığına
girerler. Bunlar partilerde, parlamentolarda boy gösterirler. İthalat,
ihracat, banka soygunu gibi işleri siyasal ilişkilerle yürütürler. Bunlar da
çetedir. Çetelerin en aşağılığı da bunlardır. Bunlar yüzlerine, devlet adamı
maskesi takıp halkı soyarlar. Allah'a çok şükür, memleketimizde böyle
çeteler yoktur...
Uğur MUMCU
(Cumhuriyet, 22 Mart 1976)
Uğur Mumcu, aydınlanma devrimini özümsemiş, ödünsüz bir devrimciydi. Düşünce
ve davranışları bu değerlerden oluşuyordu. Tüm yazıları, araştırmacılığı
yaşama biçimine dönüştürmüş bir aydının duyarlığını yansıtıyordu. Uğur
Mumcu, ülke sorunlarının hiçbir düşünce yasağı olmadan tartışılmasını
istiyordu. Bir an olsun umutsuzluğa kapılmadı. Giderek toplumumuzun gözü,
kulağı, beyni oldu.
Uğur Mumcu, öldürüldüğü güne kadar, yaşadığımız olayların perde arkasını,
kamuoyundan saklanmaya çalışılan gerçekleri bütün belgeleriyle ortaya
koyarak, yılmadan ve usanmadan hepimizi düşündürmeye, aydınlatmaya ve
uyarmaya çalıştı. Bütün haksızlıkları, yolsuzlukları, kaçakçılıkları,
cinayetleri tek tek sergiledi. Kaçakçılar, soyguncular, hırsızlar, katiller,
mafyacılar, yobazlar, türlü çeteler onun 'Gözlem'inden kurtulamadı. Canını
ortaya koyarak doğrular adına ölümüne savaştı.
Özen Eksikti
Mumcu'nun, 24 Ocak 1993 aracına yerleştirilen bombanın patlaması ile
yaşamını yitirmesinden bu yana 16 yıl geçti.
Suikasttan sonra birçok olay yaşandı. Olay anından itibaren soruşturmaya
yeterli özen ve duyarlılık gösterilmedi. Davayı soruşturan DGM savcısı Ülkü
Coşkun, Şubatın 18'inde, yani olaydan 25 gün sonra, Güldal Mumcu'nun
bilgisine başvurmaya geldiğinde "Bu işi devlet yapmıştır. Siyasi iktidar
isterse çözer" dedi.
Güldal Mumcu bir yıl sonra, Adalet Bakanlığı'na bir dilekçe verdi;
soruşturmanın ne aşamaya geldiğini öğrenmek istediğini, savcının
söylediklerinin ne anlama geldiğini sordu ve soruşturmanın savsaklandığını
belirtti. Adalet Bakanlığı soruşturma başlattı. Bakanlık müfettişleri, Ülkü
Coşkun'un soruşturmayı savsakladığı sonucuna ulaştılar ve disiplin cezası
verilmesini istediler. Fakat bu istem uygulanmadı. Ardından Güldal Mumcu, bu
istemin uygulanması için Askeri İdare Mahkemesi'ne başvurdu, çünkü Ülkü
Coşkun askerdi. Askeri İdare Mahkemesi, bu cezanın uygulanamayacağını, neden
uygulanamayacağı konusunun da açıklanamayacağını, çünkü bunun devlet sırrı
olduğunu söyledi.
Art arda terör
Hükümetler değişip, davalar sürerken, Türkiye'nin aydınları birer birer
teröre hedef olmaya devam etti.
1997 yılında TBMM'ce Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu kuruldu. Bu
komisyonun çalışmaları sonunda bir rapor hazırlandı. Raporda, birçok kişi ve
kurum hakkında görev ihmalinde bulundukları ve eksik soruşturma yaptıkları
gerekçesiyle inceleme, araştırma ve gerekli soruşturmanın yapılması istendi.
Ardından, Güldal Mumcu İçişleri Bakanlığı'na başvurarak TBMM komisyonu
raporunun istemlerinin yerine getirilip getirilmediğini ve sonucun ne
olduğunu sordu. Bütün bu girişimlerin sonunda yeni bir ekip kurulduğunu
öğrendi ve "Umut Operasyonu" başladı. Bu operasyon sonucunda Kudüs
Ordusu Savaşçıları adı altında bir örgüt yakalandı ve dava açıldı.
Bağlantılar
Bu örgütün, yalnızca Uğur Mumcu'nun değil, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy,
Ahmet Taner Kışlalı ile bazı yabancıların öldürülmesi ve bombalama
olaylarını da gerçekleştirmiş olduğu görüldü. Dava sonuçlandı. Ama bu
kişilerin arkasında, bunlara emir veren kişi, kişiler ve örgütlerin ne
olduğu ve bağlantıları aydınlanmadı.
Tüm bu gelişmelerden sonra, Güldal Mumcu, yalnızca tetikçilerin ortaya
çıkarılmasının, siyasi suikastların tümüyle aydınlatıldığı anlamına
gelmediğini vurgulayarak, "Cinayeti işleyenlerin ardındaki örgütlerin
bağlantıları aydınlatılmadığı sürece hem devlet, hem de yurttaşların can
güvenliği tehdit altında demektir" diyordu.
30 Ocak 2009 Cumhuriyet |