|
Karadeniz Ereğlisi’nde doğdu.
Ortaöğrenimini Bursa Erkek Lisesinde tamamladı. Bir süre İstanbul
Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okurken gazeteciliğe başladı. "Bursa Ant"
gazetesindeki ilk çalışmalarından sonra Ankara’da "Pazar Postası” ve "Son
Havadis" gazetesinde yazı işleri ve matbaa müdürlüğü yaptı. (1955 – 1957).
"Kim", "Milliyet", "Akşam" gazetelerinin Ankara temsilciliğini, "Türk -
İş", "Hareket", "Akis" dergi ve gazetelerinin genel yayın müdürlüğü
görevlerinde bulundu. Çeşitli tarihlerde Ankara Gazeteciler Cemiyeti ve
Ankara Gazeteciler Sendikası başkanlıkları, Kurucu Meclis Temsilcileri
Meclisinde basın üyeliği, "Akşam" (1968 – 1971 ), "Yeni Ortam", "Vatan",
"Milliyet" gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Çalıştığı gazetelerden
başka "Sosyal Adalet", "İmece", "Yön", "Türk Solu", "Devrim" dergilerinde
siyasal fıkra ve makalelerinin yanı sıra "Güney", "Uludağ", "Pazar
Postası", "Seçilmiş Hikâyeler", "Dost" dergilerindeki yayımladığı edebiyat
yazılarıyla da tanındı. Uzun süre "Akis" dergisinde kitap tanıtma yazıları
yazdı. 20 Eylül 1992'de öldü.
Eserleri: Sıfıra Sıfır Elde Sıfır (1969 ),
Günün İçinden (1975),
Dünyada ve Türkiye 'de Masonlar ve
Masonluk (2. Baskı 1978),
20. YY. Türk Şiiri Antolojisi
(1983),
Kurtuluş Savaşında İşbirlikçiler (1985),
150'likler
(1986) |
|
İlan-ı aşk etmeden seven
insan
İlhami Soysal
Nail GÜRELİ (Milliyet; 21 Eylül 2005)
İlhami Soysal ile 30 yıllık arkadaştık. Yedi yıl Milliyet'te aynı odaları
paylaştık. Bugün İlhami Soysal'ın ölümünün 13. yıldönümü. Ölümünden 4 gün
sonra 25 Eylül 1992'de Milliyet'te yayımlanan yazımızdan bazı bölümleri
aktararak İlhami'yi özlemle anıyoruz.
* * *
İlhami Soysal'ı yakın dostları kadar okurlarının da tanıdığını
düşünüyoruz. Çünkü, o, günlük yaşamındaki tavırlarıyla yazdıkları örtüşen
ender yazarlardandı.
Yiğit bir kişiydi. Yiğitliğini sakin, az konuşan hali içinde saklardı.
Hiçbir zaman kolaycılığa kaçmadı, ucuzcu olmadı.
Halk dalkavukluğu yapmadı.
Alçakgönüllüydü. Önemli işleri sessiz sedasız yapardı. Dostluğu sağlamdı,
güvenilirdi. Bir buzul dağı gibi; görünenden çok, görünmeyen kısmı
büyüktü. O dostluğun derinine indiniz mi, doyurucu, güven verici, sımsıcak
bir dünya ile karşılaşırdınız.
İlhami, ilan-ı aşk etmeden seven bir insandı. İlhami Soysal, gerçek
demokrattı.
Özgürlükçüydü. İlkeliydi. Sevecendi. Toplumcuydu. Onurluydu. Gururluydu.
Ödünsüzdü. Dirençliydi.
Vehbi Sargın "İlhami Ağabeyi'nin" ardından "Meydan"da yazdığı yazıda:
"Yaşamaya devam ederken yaşamdan alacaklı olan kaç kişi tanıyorsunuz?"
diye soruyor ve "İlhami Ağabey onlardan biriydi işte. En büyük borçlusu
ise devlettir. Onu zindanlara atan, işkencelerden geçiren, kahırlara layık
gören devlet" diyordu.
Evet, bu toplum ve bu toplumun mekanizması olan devlet İlhami Soysal'a
müthiş biçimde borçluydu.
Demokrasinin rafa kaldırılıp cuntanın ağır karanlığının hüküm sürdüğü
günlerde, sivil toplumu savunan, cuntacıların karşısına dikilen yazılar
yazan İlhami Soysal, devrin Genelkurmay Başkanı tarafından kaçırtılıp
dövdürülmüştü.
İlhami Soysal'ı mutlu eden tek ödül, yazıları üzerine okurlarından gelen
övgü dolu, teşekkür yüklü mektuplar ve telefonlardı.
Halk, sanki İlhami'ye borcunu ödüyordu.
Ama devlet borcunu ödememişti.
Ve bu, devlet ile halkın çelişkisiydi. İlhami Soysal devlet-halk
çelişkisini vurgulayan bir simge olmuştu.
Eğer bir gün devlet, halkına saygılı hale gelirse, bunda İlhami Soysal'ın
ve İlhami'lerin payının olduğu anlaşılacaktır.
Bir şiir
Bedri Rahmi Eyüboğlu'nu bugün 30. ölüm
yıldönümünde, İlhami Soysal'ın seçtiği dizeleriyle anıyoruz:
"Bir yanım toprak / Bir yanım deniz / Denizden yanayım. / Bir yanım ben /
Bir yanım sen / Senden yanayım."
ngureli@milliyet.com.tr |